<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-350417867353115063</id><updated>2011-11-28T02:04:36.757+02:00</updated><category term='Türkçe olimpiyatları'/><category term='gerçek'/><category term='Selimiye'/><category term='Edirne'/><category term='yivli cami'/><category term='Edirne Tabyası'/><category term='hayal'/><category term='susmak'/><category term='melek yüzlü beyza'/><category term='hastane'/><category term='söylenilmeyen'/><category term='hiç birşey'/><category term='gülümse'/><category term='Balkan Şehitliği'/><category term='Bradypus variegatus'/><category term='eski cami'/><category term='Söylemeliydi'/><category term='hiç kimse'/><category term='uçmak'/><category term='kuşlar'/><category term='gece'/><category term='küçük kız'/><category term='dur gitme'/><category term='İstanbul'/><category term='miskin'/><title type='text'>Merhaba</title><subtitle type='html'>ordan, burdan ama hep içimden geldiler</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://istanbulsivas.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/350417867353115063/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://istanbulsivas.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>istanbulsivas</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://bp0.blogger.com/_l9QpdV9xkeI/SCCsZ4SnR8I/AAAAAAAAABk/l4hpOPdqlKQ/S220/buyukresim.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>19</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-350417867353115063.post-2311530740094581429</id><published>2009-05-14T19:40:00.004+03:00</published><updated>2009-07-19T15:01:32.929+03:00</updated><title type='text'>"Aşkın olduğu yerde akıl uçamaz"</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;AŞK&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;
“Aşk” kavramının, taşıdığı anlam zenginliğinden dolayı tarih boyunca filozof, şair ve aşka yakalananlar tarafından baş tacı edildiği, yoğun çağrışımlarıyla düşünce tarihinde önemli bir yer edindiği; yoğun bir duygu içerdiğinden ve duyguların da dile getirilme zorluğundan dolayı tam olarak tanımlanamadığı görülmektedir. Aşk kimilerine göre insanın olmazsa olmaz değerlerinden birisi, kimilerine göre sakınılması, uzak durulması gereken bir tutku ya da hastalık olarak tanıtılmıştır. Aşk çoğunlukla birine ya da bir nesneye önüne geçilmez bir bağımlılık ve tutku ile yaklaşma ya da adanmışlık biçiminde ortaya çıkan güçlü bir duygulanım olarak değerlendirilmiştir. Bu bağlamda aşk, insan yaşamının zenginliği ve güç kaynağıdır.&lt;a style="mso-footnote-id: ftn1" title="" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=350417867353115063#_ftn1" name="_ftnref1"&gt;[1]&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;
Tasavvuf felsefesinde aşk kavramı önemli bir yer tutar. Bu anlayışta evrenin yaratılışı aşk ile izah edilir. Mutasavvıflara göre geçici aşk (aşk-ı mecazî) ve hakîkî aşk (aşk-ı hakîkî) olmak üzere iki türlü aşk söz konusudur. Geçici aşk, Tanrı’nın güzelliklerinden sadece bir tanesine gönlünü kaptırmaktır. Geçici aşk, hakîkî aşka ulaşmak için bir köprü görevi görmektedir. Hakîkî aşk ise, tüm güzellikleri kendisinde barındıran Tanrı sevgisidir.&lt;a style="mso-footnote-id: ftn2" title="" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=350417867353115063#_ftn2" name="_ftnref2"&gt;[2]&lt;/a&gt;
Hakkında ne söylenirse söylensin aşk tam olarak tanımlanamamaktadır. Aşk, kelimelerin ötesine geçmiş bir tecrübedir. Aşkın anlatılmazlığı aşkın ortaya çıkardığı duygu yoğunluğunun anlatılamazlığıyla doğru orantılıdır. Aşk tanımlanmaktan ziyade tecrübe edilen ve tecrübe edildikçe anlaşılan fakat bir başkasına tam olarak aktarılamayan bir kavramdır. Her insanın ister beşeri aşk anlamında isterse hakiki aşk anlamında yaşadığı tecrübeler farklıdır ve dolayısıyla bununla ilgili olarak da ortaya konan anlamlar farklı olmaktadır. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;
Sufilere göre Allah, korkutan bir varlık olmaktan çok seven ve sevilen bir varlıktır. Muhabbetullah ve aşkullah, havfullah ve haşyetullahtan daha önemlidir. “O, onları sever, onlar da O’nu severler”&lt;a style="mso-footnote-id: ftn3" title="" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=350417867353115063#_ftn3" name="_ftnref3"&gt;[3]&lt;/a&gt;.ayetinden anlaşılan, Allah insanları sever ve insanlar tarafından da sevilir, sevmek ve sevilmek O’nun sıfatıdır. Sevgi imanın, özellikle de tasavvufî imanın esasıdır. İnsanı seven Allah, insandan kendisini sevmesini de ister, bu sevgiyi her şeyin esası olarak kabul eder, gönlünde Allah sevgisi bulunmayan bir kimsenin imanını ve ibadetini kabul etmeyeceği düşünülür. Sufiler kâinatın yaratılışını da sevgi ile izah etmişlerdir. Böylece tasavvufî sevgi evrensel bir muhteva kazanmıştır. “Taayyun-ı hubbi” denilen bilinmek ve tanınmak hususundaki ilahî sevgi, yaratılışın illeti ve sebebi kabul edilmiştir. Yine bu sevgi âlemdeki her şeyde vardır. Âlemin var oluşunun nedeni olarak görülen bu sevgi aynı zamanda, varlığın devam etmesinin nedeni olarak da kabul edilmiştir. Sufiler, âlemi ve orada var olan her şeyi ilahî sevginin eseri, tecellisi ve zuhuru olarak görmekte, onun için kâinatta mevcut olan her şeyi gönülden sevmekte, bu sevgi ile Allah’a ereceklerine inanmaktadırlar.&lt;a style="mso-footnote-id: ftn4" title="" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=350417867353115063#_ftn4" name="_ftnref4"&gt;[4]&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;
Gerçekte Mevlana ve diğer sufilerin yaptığı şey, aşk’ı sadece dine ve ahlâkî hayata mahsus kılmadan anlamını genişleterek mahlukata ve tekamülcü bir saik olarak aşk’a evrensel kozmik bir önem vermekten ibarettir. Mevlana, Mesnevi’de “Aşksız dünya ölü olacaktır.”&lt;a style="mso-footnote-id: ftn5" title="" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=350417867353115063#_ftn5" name="_ftnref5"&gt;[5]&lt;/a&gt; “Sen meniden akla kadar seyahat ettin”&lt;a style="mso-footnote-id: ftn6" title="" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=350417867353115063#_ftn6" name="_ftnref6"&gt;[6]&lt;/a&gt; İnsanı, inorganik maddeden, önce bitki, sonra hayvan daha sonra insan âlemine geçiren, bu yüce terfi dönemdir. O, “ İnsan şu andaki haleti ruhiyesinden hareketle tekrar değişecektir” demektir.&lt;a style="mso-footnote-id: ftn7" title="" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=350417867353115063#_ftn7" name="_ftnref7"&gt;[7]&lt;/a&gt; Tabiat arzularımızı tatmin etmek için kendisine “hakim ve malik” olduğumuz ölü bir madde değildir. Bilakis Tabiattaki varlıklar Allah’a işaret eden birer ayettirler ve ayetler bizim “vakıadan manaya” geçmemize vesile olurlar. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;
Mevlana’nın söyleminde aşk kavramının ele alınışı, derin bir gözlemle Kur’a’dan temellendirilebilecek şekilde ilahi açılımlarla bütünleştirilebilecek imkana sahipse de, tüm bunları onun İslam öncesi düşünce geleneklerine olan ilgi ve bilgisiyle de irtibatlandırmak hiç de imkansız değildir. Öyle ki bu anlamda gerek Kur’an’dan gerekse felsefe ve mitolojilerden esinlenilen atıflara raslamak her zaman için mümkün görünmektedir. Aşk hakkındaki düşünceler incelendiğinde Mevlana’nın bir kısım söyledikleri, hakikat anlayışı ve aşkın kozmik bir güç olduğu fikri ile İslam ve Hıristiyan her türlü maneviyatı ve mistisizmi etkilemiş bulunan Platon’a kadar bile geri götürülebilir. Ne var ki Mevlana’daki aşk, bir teorinin ürünü olmayıp belli bir tecrübenin sonucunda ulaşılmış şahsi bir şey olduğu için onun bu deneyiminin eleştiri yerine farklı bir bağlamda değerlendirilmesi gerekmektedir. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;
Aşk, iradeyi ve ihtiyarı terk etmektir. Varlıklardan ve olaylardan kurtulup aşka ulaşabilmek için bu şarttır&lt;a style="mso-footnote-id: ftn8" title="" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=350417867353115063#_ftn8" name="_ftnref8"&gt;[8]&lt;/a&gt;. Evrenler içinde sonsuza değin kalacak olan sadece aşktır, onun dışındaki her şey geçicidir ve eğretidir. Aşk dünyadaki en doğru, en doğru yoldur. “Caizdir, caiz değildir” gibi bilgi ve sözler ölüme değindir. Aşkta ise ölüm ve dirlik söz konusu değildir. O hep mutluluk denizinde, bal denizinde yaşamak, denize katılıp deniz olmak demektir&lt;a style="mso-footnote-id: ftn9" title="" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=350417867353115063#_ftn9" name="_ftnref9"&gt;[9]&lt;/a&gt;. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;
Mevlana’ya göre aşk, başlangıcı bilinmeyen sırlarla dolu, sonsuz bir denizdir. Canlar orada boğulur, akıl ve ruh orada yok edilir. Dağlar bile aşk şarabına dayanamaz. Aşk sırrına erene de bu sırları açıklama yetkisi verilmez. Aşk insanın gönlüne, Meryem’i gebe bırakan Tanrı nuru gibi gelir. Akıl yasasına uyarak aşk aramaya kalkılırsa bulunamaz; çünkü aşk her türlü yasa ve töreden dışarıdadır&lt;a style="mso-footnote-id: ftn10" title="" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=350417867353115063#_ftn10" name="_ftnref10"&gt;[10]&lt;/a&gt;. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;
Aklı, rivayet ve kıyasla var olan bir bilge kişi, aşkı ise evrenleri yaratn Tanrı’nın nurundan doğma bir görüş madeni olarak tasvir eden Mevlana aşk ne doğuda ne batıda ne de zamana bağlı olmayan bir güneş olduğu için, âşık da yeryüzünden hem de zamandan kurtulur&lt;a style="mso-footnote-id: ftn11" title="" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=350417867353115063#_ftn11" name="_ftnref11"&gt;[11]&lt;/a&gt; demektedir.
Mevlânâ’da yegane gerçek aşkın ilahi aşk olduğunu görmekteyiz. Bunun yanında O beşerî aşkın fonksiyonunu da bir kenara atmamaktadır. Çünkü bu aşkta da, her ne kadar maşûk fâni olsa da aşığın kendinden vazgeçişi vardır. Bu vazgeçiş ötelere tâlip olmanın ilk basamakları, ilk temrinleridir. Beşeri aşk vasıtasıyla mutlak hakikate ulaşan kişinin ise bu vasıtalardan kurtulması gerekmektedir. Zira Mevlânâ’ya göre dama çıktıktan sonra merdiven aramak manasızdır. Sonuçta vuslata vasıta olanın aradan çıkması gerekmektedir. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;
Aşk etkin olduğu alanda kendinden başka ne varsa yok ettiği için orada akıllıca ve mâkul davranışlar aramak doğru değildir. Bundan dolayı âşık bazen yerinde olmayan davranışlar sergileyebilmektedir. Âşığın mantıksız, saçma görünen davranışlarının sebeplerinden biri de aşkın dayanılmaz gücüdür. (Aşk cezbesiyle kendinden geçişin dış dünyaya tezahür etmesidir.) Aşkı sadece âşık olan kişinin anlayabileceğini söyleyen Mevlânâ, aşk konusunda sükutu tavsiye etmektedir. Sukut sırları anlamayanlara karşı aşığın kalkanıdır. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;*Son zamanlarda Sürekli Mevlana ile uğraşıyorum ve yazdıklarımdan çok beğendiğim bazı kısımları paylaşmaya karar verdim.İstanbulSivas. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;
&lt;a style="mso-footnote-id: ftn1" title="" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=350417867353115063#_ftnref1" name="_ftn1"&gt;[1]&lt;/a&gt; Vural, Mehmet, İslam Felsefesi Sözlüğü, Elis Yay.,Ankara 2003,(Aşk). &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;
&lt;a style="mso-footnote-id: ftn2" title="" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=350417867353115063#_ftnref2" name="_ftn2"&gt;[2]&lt;/a&gt; Vural, a.g.e., Aşk). &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;
&lt;a style="mso-footnote-id: ftn3" title="" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=350417867353115063#_ftnref3" name="_ftn3"&gt;[3]&lt;/a&gt; Kur’an, Maide 5/54. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;
&lt;a style="mso-footnote-id: ftn4" title="" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=350417867353115063#_ftnref4" name="_ftn4"&gt;[4]&lt;/a&gt; S.Uludağ. “Tasavvufî Uluhiyyet Telakkisinde Mertebeler”. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;
&lt;a style="mso-footnote-id: ftn5" title="" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=350417867353115063#_ftnref5" name="_ftn5"&gt;[5]&lt;/a&gt; Mesnevi, V/3843. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;
&lt;a style="mso-footnote-id: ftn6" title="" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=350417867353115063#_ftnref6" name="_ftn6"&gt;[6]&lt;/a&gt; Mesnevi, VI/1973. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;
&lt;a style="mso-footnote-id: ftn7" title="" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=350417867353115063#_ftnref7" name="_ftn7"&gt;[7]&lt;/a&gt; Mesnevi, IV/553-554. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;
&lt;a style="mso-footnote-id: ftn8" title="" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=350417867353115063#_ftnref8" name="_ftn8"&gt;[8]&lt;/a&gt; Divan,II/21. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;
&lt;a style="mso-footnote-id: ftn9" title="" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=350417867353115063#_ftnref9" name="_ftn9"&gt;[9]&lt;/a&gt; Divan,V/1321-1325. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;
&lt;a style="mso-footnote-id: ftn10" title="" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=350417867353115063#_ftnref10" name="_ftn10"&gt;[10]&lt;/a&gt; Divan,IV/52. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;
&lt;a style="mso-footnote-id: ftn11" title="" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=350417867353115063#_ftnref11" name="_ftn11"&gt;[11]&lt;/a&gt; Divan, IV/630-365.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/350417867353115063-2311530740094581429?l=istanbulsivas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://istanbulsivas.blogspot.com/feeds/2311530740094581429/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=350417867353115063&amp;postID=2311530740094581429&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/350417867353115063/posts/default/2311530740094581429'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/350417867353115063/posts/default/2311530740094581429'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://istanbulsivas.blogspot.com/2009/05/askn-oldugu-yerde-akl-ucamaz.html' title='&quot;Aşkın olduğu yerde akıl uçamaz&quot;'/><author><name>istanbulsivas</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://bp0.blogger.com/_l9QpdV9xkeI/SCCsZ4SnR8I/AAAAAAAAABk/l4hpOPdqlKQ/S220/buyukresim.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-350417867353115063.post-9062659858728550990</id><published>2009-05-14T19:24:00.000+03:00</published><updated>2009-05-14T19:39:44.597+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='söylenilmeyen'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hiç kimse'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='susmak'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hiç birşey'/><title type='text'>Hiç kimseye...</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="COLOR: rgb(153,0,0)"&gt;HİÇ SÖYLENMEMİŞ SÖZLER&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;
Susmayı seçen her insanda vardır bu tür sözler. Kendi iç dünyasında döner durur. Sahipsizdir o sözler. Ne muhatabı vardır ne de hatibi. Zira susmuştur artık onların sahibi. Hiç söylenmemiştir o sözler. Belki bir kırgınlık, belki bir kızgınlık vardır içinde saklı olan…
Hiç kimseyedir o sözler. Hiç yazılmış, hiç söylenmemiştir. Varlığı bir hiçtir ama garip ki vardır. Var olması için hiçlikte kaybolmuştur. Hiç ile anlam bulmuş, derinlik kazanmıştır…
Hiçlikten çıkmak için yazıya sığınır çoğu zaman. Dil takatten düşünce, ele baş vurur çaresizce.
Dil susmuştur artık, el savunma yapmaktadır. Kalem konuşmaktadır. Yazı anlatmakta…
“Derdini söylemeyen derman bulamaz”mış, peki söylemese de yazsa derdini derman olur muydu? Hiç söylenmemiş sözlerini kaleme alsa... Dilinin söyleyemediğini, gönlü yazsa satırlara... Bir kara kalemden çıkan satırlar derman olur muydu derdine?
Çok mu zor konuşmak? Sumak kolayı seçmek mi? Hiç söylenmemiş sözler bir gün yüzüne çıkar mı? Dil onları söyleyecek cesareti bulur mu? Söylenmemi mi gerekir? Yoksa hiçlikte kalması mı?
Sorular sorular… Birbiri ardına uzanan, gönülden kaleme dökülen sorular.
Hiç söylenmemiş, hiç anlatılmamış ve hiç kimseye bir serzeniş…&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/350417867353115063-9062659858728550990?l=istanbulsivas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://istanbulsivas.blogspot.com/feeds/9062659858728550990/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=350417867353115063&amp;postID=9062659858728550990&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/350417867353115063/posts/default/9062659858728550990'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/350417867353115063/posts/default/9062659858728550990'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://istanbulsivas.blogspot.com/2008/05/hi-kimseye.html' title='Hiç kimseye...'/><author><name>istanbulsivas</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://bp0.blogger.com/_l9QpdV9xkeI/SCCsZ4SnR8I/AAAAAAAAABk/l4hpOPdqlKQ/S220/buyukresim.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-350417867353115063.post-8598745552636078527</id><published>2009-02-08T22:59:00.000+02:00</published><updated>2009-05-14T19:38:38.332+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gece'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='küçük kız'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hastane'/><title type='text'>Hayattan Kareler-1</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="COLOR: rgb(153,51,0)"&gt;HAYATIN İÇİNDEN BİR GECE&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;
Dün gece aklıma bir çift göz geldi, gecenin içinde geceden karanlık bakan hüzün bakışlı bir çift göz. Bu bir çift gözün sahibini bir gece hastanenin acil servisinde sedyenin üstünde yaralı olarak görmüştüm. 5 yaşındaki küçük kız çocuğu...

Yurtta bir arkadaş gıda zehirlenmesi olayına maruz kalınca hemen taksiye atıp apar topar acile götürmüştüm. Benim çok geç haberim olmuştu çocuk perişan olmuştu beti-benzi atmı, eeliri titriyordu. Neyse acile götürdüğümde doktorlar müşahade odasına aldılar. Beyaz önlüklü Doktor amcaya yalvar yakar bir serum taktıramadım. Arkadaş en az 2 saattir sürekli kusuyordu ve doğal olarak sıvı kaybı vardı ama nafile "Bana işimi sen mi öğreteceksin" diyerek beni odadan kovmak üzereydi ki kendisine "Hocam size işinizi öğretecek değilim ama bende o yurdun müdürüyüm ve öğrencim için endişeleniyorum" diye Müdür Bey çıkışınca tamam dedi hemşireye söyleyeyim. Çok tatlı bir bayan olmasıyla birlikte abus çehresiyle korkunç bir heykeli andıran hemşire bana yine mi iş çıkardınız dercesine suratıma baktı. Evet yorulmuştu mutlaka belki bir önceki gecede yine o nöbetçiydi ama ben çok bir şey istememiştim ki... Neyse ortamı ısıtmak için bi espri yapayım dedim ama Hemşire Abla (!) (ihtimal benimle yaşıttı belki bendende yaş olarak ufaktı ama bir aysberg gibi soğuk ve katıydı) yüzüme ters ters bakım çık diye bağırmaz mı. Neyse olay büyümeden odadan çıktım. Acil servisin koridorunda dolaşıyordum. Aman Allah'ım ne dehşet sahneleri vardı. Hastaların inlemeleri, yakınların endişeli bekleyişleri...

İşte tam bu sırada karşılaştım o küçük kızla. Trafik kazası geçirmişti. Belden aşağısını tamamen alçıya almışlardı. İsmi neydi hiç hatırıma gelmiyor. O bakışları hiç aklımdan çıkmıyor. 5 yaşındaki bir çocuktan hep neşeler saçması, gülücükler dağıtması ve sevgi dolu bakışlar bekleriz ya. Hayır, bu bakışlar çok farklıydı. Acı mı, hüzün mü... Hayır, hayır bu hepsinden farklı bu bakışlar... Çok içimi acıtmıştı. Ah neler yapmadım bir tek, ufacık bir gülümseme yakalamak için, o masum ve temiz simada bir gül açması için.. Ama yok... Evet acısı vardı, ama o bakışlar acıyı ifade eden bakışlar değildi başkaydı... "Benim bu saatte burda ne işim var, bu beyaz şey ne üzerimde, anne ayağımın parmakları üşüyor, baba arkadaşlarım nerde?" diyen bakışlardı. Evet mahalle arasında aşırı hız yapan bir İnsan(cık) 2 yavrunun hayatına son vermiş ve birini uykuda olması gerektiği saatlerde hastanede bir sedyeye mahkum etmişti. Ne olacaktı şimdi? Doktor durumu ağır değil derken duymuştum, ama ileride anne olamayabilirmiş (!) aldığı darbeden dolayı. Şimdi nerde ne yapıyor bilmiyorum, dilerim iyileşmiştir. 3 sene oldu bu olayın üstünden, o bakışlar, bir çift göz ve meçhul bir isim var hala aklımda. Dilerim o yavrucak anne olabilir ve tamamen iyileşir.

O gece sadece bu kadarla sınırlı değildi olan-biten. Bi ara kapıya doğru gittiğimde Acil Servisin kapısının önünde _ki neredeyse içeri girecek durumda- bir araç park etmiş Ambulans kapıya yaklaşamıyor ve sedye dahi giremiyor kapıdan hastalar kucaklarla taşınmak lütfuyla karşılaşıyorlar. Orada bulunan güvenlik görevlileriyle konuştum bu ne diye "Hiç sorma kardeşim adamın biri bırakıp gitmiş anons ettirdik kaç defa ama ne gelen ne giden" dedi. Ah güzel Ülkem ne garip canlılar besliyorsun sen dedim kendi kendime. Ama olmaz bu böyle olamazdı bir şeyler yapılmalı dedim. Ve aracın pencerelerini yoklamaya başladım. Evet evet biri yarım açılmıştı hemen bi arkadaştan yardım istedim ve daldım aracın içine. Kapıyı açtım ve aracın el freni kaldırılıp kurtatdık Acil Servis kapısını bu işgalci araçtan. Bir kahraman olarak alkışlanmıştım. Evet olan-biten herşeye rağmen ufakda olsa bir işe yaramak çok güzeldi. Sonra tekrar içeri girdim. Arkadaş biraz kendine gelmiş ve takılan serumda bitmişt. Onu alıp yurda dönmek için kapıya doğru yürürken. Az önceki olaya şahit olanlar bir iltifat bir selam sağanağı. Arkadaşlar şaşkın. Ne oldu dercesine bakıyorlar gözlerimin içine. Yurda dönelim ben anlatırım sizlere dedim ve bir taksiye binip yurda geldik. Önce, Acil Servis kapısını işgalden nasıl kurtardığımı Muzaffer bir Komutan edasıyla anlattım, sonra o küçük kız çocğundan bahsettim saat epey ilerlemişti herkes uyumaya gitti. Benim ise gözlerimin önünde hep o bir çift siyah göz vardı. Günlerce arkadaşlarıma anlatmıştım o bir çift gözü.

Dilerim hayata umutla bakarsın siyah gözlü, hüzün bakışlı ve meçhul, tatlı ve masum olan küçük kız. Sen acıyla çok erken tanıştın yavrum... &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/350417867353115063-8598745552636078527?l=istanbulsivas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://istanbulsivas.blogspot.com/feeds/8598745552636078527/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=350417867353115063&amp;postID=8598745552636078527&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/350417867353115063/posts/default/8598745552636078527'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/350417867353115063/posts/default/8598745552636078527'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://istanbulsivas.blogspot.com/2008/05/hayattan-kareler-1.html' title='Hayattan Kareler-1'/><author><name>istanbulsivas</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://bp0.blogger.com/_l9QpdV9xkeI/SCCsZ4SnR8I/AAAAAAAAABk/l4hpOPdqlKQ/S220/buyukresim.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-350417867353115063.post-7647740506299917368</id><published>2009-02-07T23:01:00.000+02:00</published><updated>2009-05-14T19:38:16.904+03:00</updated><title type='text'>Hayattan Kareler-2</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="COLOR: rgb(102,0,0)"&gt;HAYATIN İÇİNDEN BİR KAÇ SAHNE&lt;/span&gt; &lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div align="justify"&gt;
Gecenin karanlığında odama süzülen bir ışık evet bir sokak lambasından gelen bir aydınlık ile aldım elime kalemi ve beyaz sayfanın üzerine yazmaya başladım hislerimi.

Gecenin sessizliğini sacede beyaz kâğıdın üzerinde dans edercesine dolaşan kalemimden çıkan sesler bozuyordu. Etrafımda başka ses yoktu, olsada zaten hiç biri ilgimi çekmiyordu. Kurşun kalemim ne diyordu acaba Beyaz kâğıt sayfasına? Ne kadar güzel dans ediyordu öyle? Mutlu muydu acaba? Bu söylediği mutluluk şarkısı mı yoksa, hüzün nağmeleri miydi?

Aklıma birden o şarkı geldi "Bu akşam garip bir hüzün çöktü üsütüme..." diye başlayan Barış Manço'nun son günlerde en çok dinlediğim parçası Benden Öte Benden Ziyade. (Şuan yine o parçayı dinliyorum) ". ....sabret gönül sabret..." diye devam ediyordu zihnimde. Buşarkıda bir ara ..."demir kapı yine kapandı ağır ağır üzerime.." mısraları bana bir arkadaşımın yerine görevli olarak gittiğim Cezaevinin demir kapılarını hatırlattı. Kapıda iki jandarma ve nöbet kulübesinde gardiyanlar. Büyük demir kapı tüm ruhumu tırmalayacak şiddette bir gıcırdamayla açıldı sonra içeri girdiğimde aynı kapı bu sefer üzerime kapandı. İçeride ise demir parmaklıklı ve az önceki büyük kapı kadar ses çıkarabilen kapılar açıldı birer birer...Orada işim bitip çıkarken yine önce demir parmaklı kapılar ve büyük kapıdan çıkıp avluya indim sonra bahçedeki kapıdam çıktım. Kapıdan çıktıktan sonra istemsizce dönüp arkama baktığımı hatırlıyorum.Ben bir iki saat içinde hemde ziyaretçi olduğum halde dışarıya çıkınca özgürlüğün ne büyük bir kıymet ifade ettiğini anlamıştım ya içeridekiler... Bazıları suçsuz olduğunu söylüyor, kimi ailesi yüzünden orda olduğunu anlatıyor, kimi kaçakçılık, ama biri vardı ki o hiç konuşmuyordu.. Sonra arkadaşlarına sordum namus davası dediler. Ah ne kötü bir zihniyetti bu baba, kızını öldürmüştü peki neden? İşte bu adamı derin bir sessizliğin içine çekmişti. Pişmandı belli oluyordu ama... Yaptık bi hata hocam diyebildi sadece, sonra yutkundu yutkundu, boğaına düğümlendi kelimeler göz yaşları çok yürümüştü gözlerine belli kendini zor tutyordu. Daha fazla zorlamak istemedim ve kalktım yanından. Ama kalktıktan sonra bile düşündüm ne diyebilirdim diye, yok ne diyebilirdim ki... Kelimeler çoktan tükenmişti, cümlenin tüm öğelerinin bağları kopmuştu, karar verilmiş ve kalem kırılmıştı. Kızı ölmüştü, baba ise yaşıyor denilebilir miydi bu haline bilinmez? Yanlış bir kültür bir genç kızın hayatına mal olmuş, kızın babasını ise ölmekten beter etmişti.

İşte bunlar geldi aklıma dün gece kalktım ve sokak lambasının aydınlığında yazdım beyaz sayfalara. Kalemim neşeyle dans etmiyordu artık sanki bir mahpus edasıyla hüzünlü ve yılgın volta atıyordu. Söylediği ise güzel bir şarkı değil pişmanlık cümleleriydi.

Son not: Bu yazıyı yoruma kapatmayı düşünüyordum çünkü söylenecek bir şey kalmamıştı. Ve cahillik yüzünden canına kıyılan kızcağızın yasını tutarcasına sessizce kalacaktım. Ama sonra içimdeki hüzüne bir derman bulmak ümidiyle yoruma açmaya karar verdim. İyi günler ve sevgiyle kalın... &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/350417867353115063-7647740506299917368?l=istanbulsivas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://istanbulsivas.blogspot.com/feeds/7647740506299917368/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=350417867353115063&amp;postID=7647740506299917368&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/350417867353115063/posts/default/7647740506299917368'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/350417867353115063/posts/default/7647740506299917368'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://istanbulsivas.blogspot.com/2008/05/hayattan-kareler-2.html' title='Hayattan Kareler-2'/><author><name>istanbulsivas</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://bp0.blogger.com/_l9QpdV9xkeI/SCCsZ4SnR8I/AAAAAAAAABk/l4hpOPdqlKQ/S220/buyukresim.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-350417867353115063.post-4972520182340297016</id><published>2009-01-10T02:13:00.000+02:00</published><updated>2009-05-14T19:37:28.871+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='melek yüzlü beyza'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='küçük kız'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Selimiye'/><title type='text'>Gerçek, hayal yoksa rüya...(1)</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="COLOR: rgb(102,0,0)"&gt;BİR HAYAL GEÇTİ ÜZERİMDEN-1&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;
Her şey annemin “Pazartesi sabahı Edirne’ye Selimiye Camii’ne gidiyoruz” demesiyle başladı. O andan sonra rüya mı yoksa gerçek mi olduğunu anlayamadığım garip bir durumun içinde buldum kendimi. Bunların hepsi belki birer hayaldi…
Hayatta en çok görmek istediğim, Mimar Sinan’ın ‘ustalık eseri’ olan Muhteşem Selimiye Camii’ni gezmekteyim. Hayret ve hayranlık içinde etrafıma bakınıp bir de fotoğraf çekmekteyim. Caminin mimarisi gerçekten muazzam güzel. Caminin içini gezdikten sonra avlusunda dolaşıyorum. Eee buraya kadar gelmişim fotoğraflarını çekmek için avluyu adımlamakta ve en uygun açıdan yakalama arzusundayım. Ve birer ikişer çekiyorum istediğim kareleri. Selimiye’yi görmenin verdiği heyecan ile adımlıyorum yolları. Avludan daha bir iki adım dışarı atıyorum ki, küçük bir kız çocuğu koşarak yanıma geliyor. Ve ‘Baba, baba’ diyerek sarılıyor bacaklarıma. Henüz 4-5 yaşlarında olduğunu sandığım bu melek yüzlü kız çocuğu nerden çıkıp gelmişti, neden baba diyordu bana? Ben daha bu soruları zihnimde cevaplayamadan gruptakilerin ve dolayısıyla annemin meraklı ve şaşkın bakışları takılıyor gözüme. ‘Ben bu kızı tanımıyorum, daha önce hiç görmedim’ dercesine bakıyorum etrafıma.
Öylesine sıkıca sarılıyor ki, bir an için ben dahi babası olduğu sandım bu melek yüzlü küçük kızın.
Üzerimdeki şaşkınlığı biraz attıktan sonra, eğildim ve yanaklarını sildim ufak bıdığın. Bir taraftan ağlıyordu, bir taraftan bana sürekli ‘baba’ diyordu.
Ben olayı kurtarmanın ve ufak şirin kızın derdini anlamanın peşindeydim ki birden boynuma sarılıp ‘Baba, beni bi daha bırakma hadi annemi bulalım’ demez mi?
Yok yok bu kesin bir rüyaydı ve ben birazdan uyanacaktım. Ama öyle sıcak ve samimi sarılıyordu ki. Ta içime işlemiş olmalıydı zira onu uzaklaştırmanın aksine bende ona sarıldığımı fark etmiştim…
Bir süre böyle sarmaş dolaş kaldıktan sonra. Onu da kucağıma alıp ayağa kalktım. Gruptakilerin şaşkınlığı artmış, üzerime çevrilen meraklı gözler çoğalmıştı. Evet etrafımdaki herkes bir cevap bekliyordu bunu bakışlarından anlamak güç değildi.
“Sanırım annesini kaybetmiş, korkudan beni de babasına benzetti yavrucak” diyebildim sadece. Sonra, kucağıma aldığım ufak bıdıkla yürümeye başladım. Önüme gelen genç, ihtiyar, erkek, kadın herkese bu kızı tanıyıp tanımadıklarını soruyordum. Ama ne amcalar, teyzeler ne de ağabeyler, ablalar tanımamıştı.
Bu arada adının Beyza olduğunu öğrendiğim küçük şirin ufaklık sıkı sıkı sarılıyordu bana.
Gruptakilerden biri ‘Caminin hoparlöründen anons ettirelim, annesi babası yakınlardaysa gelirler’ dedi. Evet iyi fikir diye tasdik edicilerde çıkmıştı. Ve yöneldik camiye doğru. Anons yapılmıştı, beklemekteydik. Ancak ne gelen vardı ne de giden. Bekledik, bekledik, bekledik…
Yok bu böyle olmayacaktı başka bir yol olmalıydı. Evet, ‘Pardon, buraya en yakın karakol nerde acaba’ diye sordum yakınımdaki cami görevlisine. ‘Burdan yüz metre yürü sağa dön. Sonra ikinci soldan yürü düz git elli metre ilerde’ dedi.
Burada beklemenin bir anlamı yoktu. Herhalde bu şirin kızı kaybeden annesi veya babası karakola gitmeyi akıl etmişlerdir diyerek kendi kendime başladım tarif edilen yere doğru yürümeye.
Bir iki sormadan sonra bulmuştum karakolu nihayet. Bu nihayet bu şirin kız çocuğundan kurtulmak için değildi. Zira çok garip şeydi ama içimde ona karşı bir sıcaklık oluşmuştu.
Öylesine sıkı sıkı sarılıyordu ki, birileri bizi ayırmak istese muvaffak olmazdı hani. Bu bana bir an fakülte sıralarında otururken bir hocamızın ‘İlerde (mezun olunca) ne olacaksınız?’ sorusuna yanıt olarak ‘Baba olacağım hocam’ dediğim günü getirdi gözlerimin önüne. Evet, babalık nedir bilmiyorum, henüz baba felan da olmamıştım ama içimde bu melek yüzlü şirin kıza karşı öyle bir sıcaklık hissetmişti ki. Karakolun kapısından içeri girerken geri dönmeyi bile düşündürmüştü bu bana. Ancak bunu yapmam imkansızdı zira ne ben bu kızın babasıydım ne de ardımdan gelen ya da geldiğini sandığım meraklı grup üyelerine bunu izah edebilirdim.
Evet, netice de içeri girmiştim. Ve tam en yakınımdaki memur beye yönelmiş bu şirin kızı bulduğumu anlatacaktım ki, koridorun öbür başından ‘Beyza kızım’ diye bağıran ve bana doğru koşan genç bir bayan gördüm.
Gelip bir hamlede kucağımdan almıştı kızını. Melek yüzlü şirin kızın da o bayana ‘anne, anneciğim’ dediğin, duyduğumda, içime bir huzur gelmişti.
Evet, annesi bulunmuştu. Ancak zihinlerde hala cevapsız bir soru vardı ‘Bu kız bizim oğlana neden baba dedi?’
Anne kız birbirlerine sarılmışlar hem kaybolmanın verdiği korkuyu atıyor hem de özlem gideriyorlardı. O sırada bir elin omzuma dokunduğunu hissettim. Arkama döndüğümde yaşlıca bir teyze olduğunu far ettim. Beni görünce önce ‘Aaaa, bu bu nasıl olur?’ dedi.
Ben şaşkınlık içindeyken, yanımıza yaklaşan başka bir teyze kafamda sorulara yanıt vermişti ‘Evladım kusura bakma, şaşkınlığımızı da mazur gör’ diye başladı sözlerine ama daha bu cümle bile gözlerinin nemlenmesine sebep olmuştu. ‘Benim torun seni babasına benzetmiş anlaşılan, sağolasın sende buraya kadar getirmişsin’ dedi. Ben tam nedenini soracaktım ki bir resim çıkartıp uzattı bana. Elime alıp baktığımda ben de çok şaşırmıştım. Asker üniforması içinde biri vardı. Ben değildim zira hiç asker üniformasıyla fotoğraf çektirtmemiştim ama o kadar benziyordu ki bir an için ben bile tereddüde düşmüştüm. Fotoğrafı bana uzatan ‘Hanım’ teyze devam etti sözlerine göz yaşlarını sildikten sonra ‘Oğlumu 6 ay önce şehit verdim’
Vatan sağ olsun demekten ve dualar etmekten başka bir şey gelmezdi elimden. Benim melek yüzlü şirin Beyza’m beni şehit babasına benzetmiş ve boynuma sarılmıştı ne büyük gururdu benim için.
Annemin mutfaktan, ‘Yemek hazır’ sesiyle kendime gelmiştim. Rüya mı görmüştüm? Yoksa bir hayal mi idi bu? Acaba gerçek olabilir miydi ki? Anneme sorsam ne cevap alırdım acaba?
Garip bir haldi bu. İçimde hala o sıcaklığı hissediyordum ama gerçekliğinden emin bile değildim.
Kalktım, sofraya oturdum annem ‘Pazartesi günü sabah bizimle Selimiye’ye geliyor musun’ diye sorduğunda ne diyeceğimi bilmedim…&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/350417867353115063-4972520182340297016?l=istanbulsivas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://istanbulsivas.blogspot.com/feeds/4972520182340297016/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=350417867353115063&amp;postID=4972520182340297016&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/350417867353115063/posts/default/4972520182340297016'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/350417867353115063/posts/default/4972520182340297016'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://istanbulsivas.blogspot.com/2008/05/bir-hayal-geti-zerimden-her-ey-annemin.html' title='Gerçek, hayal yoksa rüya...(1)'/><author><name>istanbulsivas</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://bp0.blogger.com/_l9QpdV9xkeI/SCCsZ4SnR8I/AAAAAAAAABk/l4hpOPdqlKQ/S220/buyukresim.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-350417867353115063.post-743604326907341985</id><published>2009-01-09T03:46:00.000+02:00</published><updated>2009-05-14T19:35:54.973+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gerçek'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='melek yüzlü beyza'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='küçük kız'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayal'/><title type='text'>Gerçek, hayal yoksa rüya...(2)</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="COLOR: rgb(102,0,0)"&gt;BİR HAYAL GEÇTİ ÜZERİMDEN-2&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;
Ardımdan bakan bir çift yaşlı gözün sahibi o şirin Beyza idi. Sanırım bu aklımın bana oynadığı oyun sürecek gibiydi.
Daha bir öncekinin gerçek mi yoksa hayal mi olduğunu düşünürken. Yine perde aralandı ve küçük Beyza, tüm masumiyetiyle çıktı karşıma.
Karakolun kapısından çıkmış merdivenleri iniyordum. Ayaklarım sanki gerisin geriye gidiyordu. Bir defa dönüp bakmıştım arkama ve yürümeye devam etmiştim ondan. Arkamı dönmüş yürüyordum ancak ardımda bir çift yaşlı gözün beni izlediğini hissediyor ve için için dönmek istiyordum.
Sebebi anlayamadığım bir şekilde bağlanmıştım ona. Bunun adına ne denilirdi bilemiyorum okuduğum kitaplardan buna karşılık gelecek bir şey hatırlamıyordum.
Öylesine sıcak sarılmıştı ki o küçük masum Beyza, ondan ayrılırken bir yanım kopup kalmıştı onun yanında.
Tüm bu olanlar nasıl açıklanabilir di? ‘Büyük lokma ye ama büyük laf konuşma’… Neydi bu şimdi, bu söz neden bir sağa bir sola çarparak yalpalanıyordu zihnimde ?
Yürüyerek uzaklaştım oradan. Bir sis bulutu ya da toz bulutu gibi bir şey etrafımı sarmalamıştı. Hakikatten uzaklaşıp, gerçekten soyutlaşıp bir bilinmeyene ilerliyordum sanki…
Ama bu nasıl olabilirdi? Arkamda bıraktığım bir hayal değil miydi? Bu ne yaman bir oyundu zihnimin bana oynadığı?
Ben gerçekten, hayale doğru giderken arkada bana baktığını hissettiğim o gözleri hala hissetmekteydim. Onlar ardımda değil yüreğimdeydi ve sürekli benimleydi sanki…
Durup dönmek istedim. Koşarak geldiğim yere varmak ve öğrenmek istedim neler olup bittiğini..
Ama bu kolay olmayacaktı belliydi. Zira o meçhul bulut tüm etrafımı sarmıştı ve en ne tarafa gideceğimi bilmeden dönüyor ve daireler çiziyordum kendi etrafımda.
Yok, eğer bu rüyaysa şuan kabusa doğru ilerlemekteydim. Yinede yerinde durmak insana mesafe kat ettirmez diyerek yüreğimin bana söylediği yöne yöneldim ve yürümeye başladım.
Yürüyordum, sadece yürüyordum. Artık bütün yönler silinmişti. Bütün cihetler…. Adımlarım birbiri ardına devam ediyordu ancak ben peş peşe giden iki adımımı bile takip edemiyordum.
Evet, rüya ya da hayal gibi bir durumdu bu. Bir rüya da ilerliyordum ya da bir hayale doğru gitmekteydim bilmiyorum. Bildiğim tek şey meçhule adım adım sürüklendiğimdi.
Artık korkmaya başlamıştım ki, hafif hafif sis dağılmaya başladı. Belli belirirsiz karartılar görüyordum.
Yürümeye devam ettikçe daha da netleşiyordu. Ancak içimdeki korku azalmamıştı çünkü nerede olduğumu bilmiyordum. Korkuyordum buralara yabancıydım, korkuyordum çünkü artık geriye dönemeyecektim ve korkuyordum bir daha küçük Beyza’mı göremeyecektim…
Tam bu korkularım içinde bir ses ilişti kulağıma. Güçsüz ama direnen, çaresiz ancak huzur veren, yitik lakin sıcak…
O yöne doğru ilerledim. El yordamıyla yön bulmaya çalışıyor idim. Hatta yön bulmak bile değil yön çizmeye çalışıyordum sanki
Ve birden o küçük elleriyle dokundu bana. Şaşkınlıktan ve heyecandan bir çığlık attığım ki korkacak olmalı. Ağlamaya başladı. Eğildim, çömeldim yanına yanaklarına süzülen yaşları silerken o bana yine ‘Baba’ deyiverdi ardından sarıldı boynuma. Sıkıca, sımsıkı… İçten, samimi… Riyasız, gösterişsiz… Tıpkı bir evladın babasına sarıldığı gibi…
Bu olup bitenlerin bir manası var mıydı? Hangi manayı kaybetmiştim de arıyordum ben? Tüm bunlar gerçek miydi? Döndü durdu bunla zihnimde.
Sıcak bir his kaplamıştı içimi. Tam şuramda, yüreğimin kalbimin üzerinde bir kalp daha çarpıyordu sanki. Minik ama sevgi dolu bir kalp…
Sıkıca sarıldım ben de ona hiç bırakmamacasına. Sarıldım, sevgisini ve özlemini paylaşmak istercesine.
‘Yemeğini bitirdiysen kaldırayım sofrayı abi’ kız kardeşimin sesiydi bu. Ve ben sofranın başında oturmaktaydım. ‘Ne zamandan beri burdayım’ dedim kısık bir ses tonuyla kendime. ‘Efendim bana mı dedin abi?’ sorusuna yok dercesine başımı iki yana sallayıp kalktım masanın başından. Bu bir akıl zafiyeti miydi? Ne olmaktaydı bana? Tüm bunların bir açıklaması var mıydı?
‘Oğlum pazartesi bizimle Selimiye’ye gelecek misin, bak son bi şey söyle ona göre gelmiceksen birini ayarlayalım yerine?’ sorusunu yöneltince annem bana ‘Bi bakayım’ dedim sadece. Neye ya da nereye bakacaktım ki?&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/350417867353115063-743604326907341985?l=istanbulsivas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://istanbulsivas.blogspot.com/feeds/743604326907341985/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=350417867353115063&amp;postID=743604326907341985&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/350417867353115063/posts/default/743604326907341985'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/350417867353115063/posts/default/743604326907341985'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://istanbulsivas.blogspot.com/2008/05/bir-hayal-geti-zerimden-2-ardmdan-bakan.html' title='Gerçek, hayal yoksa rüya...(2)'/><author><name>istanbulsivas</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://bp0.blogger.com/_l9QpdV9xkeI/SCCsZ4SnR8I/AAAAAAAAABk/l4hpOPdqlKQ/S220/buyukresim.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-350417867353115063.post-6582149025776390291</id><published>2009-01-08T18:50:00.000+02:00</published><updated>2009-05-14T19:34:25.027+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gerçek'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='melek yüzlü beyza'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gece'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='küçük kız'/><title type='text'>Gerçek, hayal yoksa rüya...(3)</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="COLOR: rgb(102,0,0)"&gt;BİR HAYAL GEÇTİ ÜZERİMDEN-3&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;
Sancılı geçen gecenin izleri yer yer hüküm sürmekteydi. Uyandığımda ilk düşündüğüm gece olan biten oldu. Henüz tam uyanamamanın verdiği bir durum mu bu yoksa. Uyandım, uyanacağım, uyanıyorum derken. Düşünmeden edemiyorum gece bana dokunduğunu hissettiğim o küçük elleri.
Günün ilk ışıklarını, selamladıktan sonra uymuş olmanın verdiği bir yorgunluk muydu üzerimdeki, yoksa gece ki koşturmaca gerçek miydi?
Kalktığımda ancak gün ortasına yetişebilmiştim. Yorgundum ama huzurluydum… İçimde sıcak bir sevginin huzmeleri vardı. Sanki, yeni bir filiz sürgün vermekteydi.
Titrek bir duygu vardı tam kalbimin üzerinde, bir mum ışığının alevi gibiydi… Her an sönecekmiş gibi ama sönmemek için direnen yer yer küçülüp büyüyen ancak karanlığa teslim olmayan bir alevin titrek sıcaklığı…
Bir heyecan vardı içimde bilmediğim ve görmediğim bir yere gitmiş. Daha önce yaşamadığım lezzetleri tatmıştım sanki. Evet, kafam karışıktı belki ama gönlümde ona nazaran bir sükunet hakimdi. Ve ben şuan akılımın karışıklığından, mantığımın bulanıklığında sıyrılıp, gönül sularında dümen çevirmek, yelken açmak istiyordum. Ama bulanık olan aklım buna izin vermiyordu. Dönüp bana o huzur dolu anları yaşatan hayale girmeme müsaade etmiyordu. Lakin, direnecektim ben bir anlık huzur için dahi değerdi akıldan sıyrılmaya.
Kelepçelerde, prangalardan, kafeslerden kurtulup uçmak, özgürce kanat çırpmak. Ve havaya duran beni bekleyen o minik ellere konmak…. Bir kuş gibi çarpıyordu kalbim, ökseye takılmış. Kurtulmak için çırpındıkça acıyordu her yerim ama her ne pahasına olursa olsun kurtulmalıydım buradan…. Her ne pahasına mı? Evet, ya pahalıya mal olacaksa? Ökseden kurtulmak isterken kanadını ve ayağını kırıp uçamaz bir durumla karşı karşıya kalmak varsa hesapta? Evet, ya çok canımı acıtacak bu dikenli tarladan geçmek gerekirse, o dikenler her yerimi kanatıp acıtırsa canımı? Yok yok korkuyorum… Yalnız başıma yapabileceğim bir şey değil bu…
Peki beni orda bekleyen o bir çift göz, ona ne diyecektim? Hayır, gitmeliydim. Ben sıcak bir kalbi geri çeviremezdim. Tamam, ama nasıl? Bu iş düşünmeyle, ölçme-biçmeyle olmuyor, ‘Ya nasip deyip yürüyeceksin’ diye bir ses çok derinden içerlerden geldi.
Ve ben başladım yürümeye. Yine bilmiyordum nereye gideceğimi. Yine bilmiyordum yönümü, cihetimi… Sadece yürüyordum, aklımın dur demesine, dön demesine aldırmadan yürüyorum. Zira biliyordum ben bilmesem de nereye gideceğimi bir yürüten vardı hedefe doğru beni.
Kaybolmuştum yine, garip bir sis belirmişti etrafımda, yine gerçekle hayalin koptuğu yerdeydim. Durmuştum bir ses ya da işaret bekliyordum. Neredeydi o? Ya bu sefer gelmezse? Acaba seslense miydim ona? Yok, daha önce hiç seslenmemiştim ki, hem ne diyecektim?
Yürüyecek halim ve takatim kalmamıştı birden. Gelmeyecek fikri tüketmişti tüm şevkimi. Bulunduğum yere oturdum, yok yok oturmak değil yığıldım kaldım. Başım önümde nemli gözlerle beklemeye başladım. Daha önce hiç bu kadar bekletmemişti. Gelmeyecek miydi?
Tam ümidim tükenmek üzereyken, o minik elleriyle omzuma dokundu. Bakışlarımı arkama çevirdiğimde gelenin o olduğunu gördüm. Ona doğru dönünce ben ‘Baba’ deyip sarıldı boynuma birden. Ben de ona sarıldım sıkıca, bu defa ben de daha sıkı sarılıyordum ayrılmak istemiyordum zira. Ilık ılık bir esinti yayıldı tüm bedenime, bir sekine inmişti üzerime. O anın bitmemesini istiyordum tüm içtenliğimle. Gerçek miydi bilmiyorum ama huzur verici olduğu kesindi. Sıkıca sarılıyorduk birbirimize. Hiç konuşmadan sadece sarılıyorduk. İlk başta neden geç kaldığı sormak istemiş ancak bu anın tadını bozmamak için vazgeçmiştim.
Kara gözleriyle gözlerimin içine bakıyor. Minik elleriyle saçlarımı okşayıp kokluyordu. Evet, benim küçük Beyza’mdı bu şirin kız.
‘Kalk artık çık şu yataktan tembel seni’ kimdi bu sesin sahibi? Evet, kardeşim ama ben ben neredeydim şuan? O, yok olamaz ben yine kaybetmiştim onu, tam kollarımın arasındaydı… ‘Dışarıda gün ortası oldu hala yatakta tembellik yapıyorsun kalk artık’ evet, gün ortasıydı ama gece karanlığı çökmüştü sineme. “Tamam kalktım” diyip sıyrıldım yatağımdan aşağıya, ayaklarım yere basıyordu ama bir yanım ötede bir yerde kalmıştı.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/350417867353115063-6582149025776390291?l=istanbulsivas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://istanbulsivas.blogspot.com/feeds/6582149025776390291/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=350417867353115063&amp;postID=6582149025776390291&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/350417867353115063/posts/default/6582149025776390291'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/350417867353115063/posts/default/6582149025776390291'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://istanbulsivas.blogspot.com/2008/05/bir-hayal-geti-zerimden-3-sancl-geen.html' title='Gerçek, hayal yoksa rüya...(3)'/><author><name>istanbulsivas</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://bp0.blogger.com/_l9QpdV9xkeI/SCCsZ4SnR8I/AAAAAAAAABk/l4hpOPdqlKQ/S220/buyukresim.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-350417867353115063.post-2090128527470720046</id><published>2009-01-07T21:53:00.000+02:00</published><updated>2009-05-14T19:39:18.926+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Söylemeliydi'/><title type='text'>Söylemeliydi...</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="COLOR: rgb(102,0,0)"&gt;BU BİR RÜYA MIYDI?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;

Çok geç kalmıştı neden söyleyememişti ki onu ne kadar sevdiğini? Sevdiği kadın şimdi başkasıyla evlenmekteydi. Bir düğündeydi ama yüzü gülmüyordu, sanki dünya üzerine geliyor sıkıyordu onu. Aklında hep aynı soru “Neden söylemedim ki?”
Küçüklüğü geldi gözlerinin önüne. Onu ilk gördüğü gün.. gülümsedi hafiften. Ninesine dönüp “Bu kız bir melek olmalı” demişti. Kısa süre sonra tanışmıştı o küçük meleğiyle ve yakın arkadaş olmuşlardı. Birlikte büyümüşlerdi onunla. Hem çok yakınında hem uzağındaydı… Elini uzatsa dokunabilirdi ama hiç uzatmamıştı elini. Neden uzatmamıştı ki elini ona?
Ne güzel gözleri vardı. Sıcacık bakıyordu ona. Ona güzel gözleri olduğnu söylediğinde hep yanakları al al olurdu. Hele gülerken o kadar güzel olurdu ki. Yutkundu, yutkundu sadece. Şimdi başkası bakacaktı o gözlere.
‘Sadece arkadaşız’, bunu tekrar edip duruyordu zihninde. Hep bu sözü söylemişti kendine ve ne zaman ona açılacak olsa bu sözler çıkardı karşına ‘sadece arkadaşız’.
İçinde bir şeyler anlamını kaybetmişti. Bulunduğu mekan sıkıyordu onu, attı kendini sokaklara. Kaldırımlar ayaklarının altından kayıyor ve beyninde hep aynı soru dolanıyordu “Neden söylemedim ?” neden söylemişti gerçekten…
Hava bahar kokuyordu, ama o zemheri ayazındaydı üşüyor ve titriyordu. Soğuktan üşüme değildi bu. Bir melodi duydu kulak kabarttı ne ilginç “…bir anda bütün dünyam karardı…” diyordu biri durup biraz daha dinleyince “Bu o şarkı “ dedi. Durdu orada uzun uzun dinledi şarkıyı ses artık kesilmişti ama o hala sesin geldiği yöne doğru bakıyordu.
Belli ki şimdiki zamanda değildi geçmişin anılarında dolaşıyordu şuan. Bir gün onu pastaneye götürmüştü kararlıydı anlatacaktı her şeyi ona, açılacaktı artık. Daha o bir şey söylemeden iki posiyon çikolatalı pasta istemişdi, “Seversin sen çikolatalı” dediğinde o yine gülmüş ve pırıl pırıl parlamıştı gözlerinin içi. “Unutmamışsın sevdiğim pastayı” evet unutmamıştı zaten sevdiği her şeyi biliyordu zaten. Pastalar gelmiş ve garson uzaklaşmıştı, beklediği fırsatı bulmuştu ama söze başlayamıyordu bir türlü. Sonunda “Senin neyin var neden yemiyorsun pastayı” sözüyle irkildi ve kendine geldi “Şey ben sana…” diyebildi “Bir şey mi diyeceksin karşılığını alınca” evet dercesine başını salladı. Söyleyecekti. İşte tam o sırada bu şarkı çalmaya başlamıştı. O yine gülmüştü. “Ya, çok komik bir şarkı bu” dedi. Hangi şarkı. “aaa evet” diyebildi. Bir kişinin hazin bir kırıklığı başkası için gülünç olabiliyordu. Neden komikti ki bu şarkı diye düşündü. Ama daha o soramadan cevap geldi “Çocuk kızı seviyor ama bir türlü söyleyemiyor ne var bunda sonunda kız elinden çıkınca da dünya başıma yıkıldı diyor. Madem seviyorsun söyle di mi ama?” evet söylenmesi gerekiyordu bu onu biraz daha cesaretlendirmişti tam ona yönelmişti telefon çaldı “Kalkmam gerek, kusura bakmasın di mi?” deyip vedalaşıp ayrılmıştı yanından. Ne garip şimdi o şarkıda söylenildiği gibi kararmıştı dünyası…
Bir süre sonra sıyrıldı bu hatıranın içinden. Yürümeye devam etti. Yüreği cismine sığamıyordu. Az evvel üşüyen bedenini birden şiddetli bir ateş sarmış ve yanıyordu içinde. Çığlık atmak geçti birden içinden sonra etrafına bakınca vazgeçti bundan. Yürüyor muydu yoksa düştüğü yerde debeleniyor muydu bilinmez en belirgin olan yüreğinin acısıydı…
Deniz kenarına varmıştı. Martılara ilişti gözü. Masmavi denizin üzerinde neşeyle kanat çırpıyor ve şarkı söylüyorlardı. Ne mi söylüyorlardı? Denize olan aşkını dile getiriyorlardı.
Bacakları artık onu taşıyamayacak gibiydi. İlk gördüğü banka oturdu yok bu oturma değil sanki yığıldı kaldı…
Ne olacaktı şimdi bitmiş miydi her şey ? Neden bu yaşananlar kötü bir rüya değildi ? Belki de bir rüyaydı. Şimdi yatağının baş ucunda duran saat onu uyandırmak için en hırçın sesiyle başlayacaktı çalmaya. Sonra annesi içeri girip “Kalk uykucu kahvaltı hazır” diyecekti. O kalkıp yüzünü yıkayacak, kahvaltısı yapıp, traş olduktan ve dişlerini fırçaladıktan sonra hemen en yakın çiçekçiye gidip bir demek lale alacak ve onun kapısına dayanacaktı. Ve söyleyecekti ona “Seni seviyorum” . &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/350417867353115063-2090128527470720046?l=istanbulsivas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://istanbulsivas.blogspot.com/feeds/2090128527470720046/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=350417867353115063&amp;postID=2090128527470720046&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/350417867353115063/posts/default/2090128527470720046'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/350417867353115063/posts/default/2090128527470720046'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://istanbulsivas.blogspot.com/2008/05/sylemeliydi.html' title='Söylemeliydi...'/><author><name>istanbulsivas</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://bp0.blogger.com/_l9QpdV9xkeI/SCCsZ4SnR8I/AAAAAAAAABk/l4hpOPdqlKQ/S220/buyukresim.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-350417867353115063.post-8248965649917266304</id><published>2008-12-18T00:23:00.000+02:00</published><updated>2009-05-14T19:37:07.840+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Edirne'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Selimiye'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yivli cami'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='eski cami'/><title type='text'>Tarihe düşülen izler... (2)</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_l9QpdV9xkeI/SC9NC3F8dbI/AAAAAAAAACQ/eDdM3lK1h9o/s1600-h/AK000205.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5201460806180173234" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_l9QpdV9xkeI/SC9NC3F8dbI/AAAAAAAAACQ/eDdM3lK1h9o/s400/AK000205.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;

&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="COLOR: rgb(153,0,0)"&gt;EDİRNE İZLENİMLERİ-2 &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="COLOR: rgb(153,0,0)"&gt;&lt;div align="center"&gt;
&lt;em&gt;&lt;span style="COLOR: rgb(102,0,0)"&gt;&lt;a href="http://www.imeem.com/people/XDMRCzX/playlist/EMJD9F2s/edirne_zlenimleri2_photo_playlist/"&gt;(Selimiye Cami, Eski Cami ve Yivli Cami)&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;
&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div align="justify"&gt;
Edirne’yi anlatmaya başladım önceki yazımda araya birkaç gün girdi ben de anlatacağım diğer mekanları ve Edirne hakkında genel bir değerlendirme yapmayı unuttuğumu hatırladım. Balkan Şehitliği ve Edirne Tabyaları beni çok etkilediğinden önce bu iki tarihi mekana değinmiştim şimdi de sıra diğerlerine geldi.
Öncelikle şehrin simgesi haline gelmiş olan ve Edirne denilince ilk akla gelen, Selimiye Camii ile başlamak istiyorum. Evet, Selimiye Cami, Koca Mimar Sinan’ın, ‘ustalık eseri’ olarak bilinen eseridir.
Geniş ve ferah bir yapıya sahip olan cami hem mimari özellikleri hem de çinileri ile ilgileri üzerine geçmek de olup yerli yabancı pek çok turist çekmektedir. Cami ilk bakışta küçük gözükebilmektedir zira Mimar Sinan sadece ‘Ana Kubbeye’ ağırlık vermiş bu kubbe etrafındaki yarım kubbeleri özellikle küçük tutmuştur. Sebebi kanaatimce Sinan’ın “En büyük arzum” dediği Ayasofya kubbesinden büyük olan kubbebin diğer yarım kubbelerle gölgelenmemesi. Müezzin Mahfili olarak kullanılan yapı elemanın altında ufak bir şadırvan bulunmaktadır. Burasının eskiden ‘Lale Bahçesi’ olduğunu söyleyenler bulunmaktadır. Her ne kadar kapısı kilitli olduğundan girmek nasip olmasa de bana minareye giren birkaç kişi anlattı, duymuşsunuzdur ‘Üç kişinin birden girdiği ve birbirini görmediği o meşhur minare’ işte bu camidedir. Balkan Savaşları esnasında bu camiye de birkaç top güllesi isabet etmiş. Restore çalışmalarında top güllelerinin isabet ettiği yerlerden bir kaçı tarihe şahit olması için bırakılmış bunu birkaç sene evvel bir yazıda okuduğumdan caminin etrafında gezip aradım acaba bir tanesini görebilir miyim diye ve buldum caminin ana kapı girişinden sol tarafta kalan cephesinde yani kıblenin sol cephesinde. Masum insanları katlettikleri yetmiyormuşçasına hastaneleri, okulları ve ibadethaneleri de vurmuşlar acımadan, hiç hedef ayırmadan…
Caminin külliyesi bir hayli büyük. Hemen karşısında bir kapalı çarşı bulunmakta ve çarşının sol tarafında ‘Selimiye Vakıf Müzesi’ müze güzel ve sade bir şekilde döşenmiş ilk dikkatimi çeken odaların kapılarının yüksek olmayışı öyle ki eğilerek giriliyor kapılardan. Bir makalede ‘Eskiden ecdad kibir ve gurur emaresi olmaması ve girilen meclise hürmet için kapıları yüksek yapmazmış ki dışarıdan gelen eğsin başını’ diye anlatılan bu ince düşünce aklıma geldi. Odalar farklı sanat eşyaları sergilenecek şekilde düzenlenmiş. Mesela bir tarafta ‘Ahşap eserler’ bulunurken diğer odada ‘Metal eserler’ veya bir başkasında ‘Çini eserler’ sergilenmekte. Müzenin ortası bir bahçe gibi hazırlanmış, üstü açık ve etrafı cam ile çevrili, arzu eden oturup rahat bir nefes alabiliyor. Açıkcası en fazla ilgiyi de bu bahçenin ev sahipliğini yapan ‘Tavus kuşu’ çekti. İlk defa bu kadar yakından görüyordum bu kuşu gerçekten hoş ve güzel, rengarenk tüylere sahip. İnsanların onunla ilgilendiği fark edince tüylerini kabartıp poz vermeye başladı gerçekten çok ilginçti, o bile ilgi, alakayı fark ediyor ona göre durumunu ayarlıyordu. Cenab-ı Hakk’ın ona bahşettiği o güzelliği temaşa ettiriyordu bizlere.
Müzeden çıktıktan sonra ‘Eski Camii’ye gittik. 1414 yılında Çelebi Mehmet tarafından inşası bitmiş bu caminin 1997 yılında restore etmişler ve gerçekten çok güzel olmuş bu yenileme çalışmaları. Mütevazi ve vakur bir camii içinde hemen her sütunundaki hat yazıları çok güzel olmuş ve camiye çok farklı bir atmosfer katmış. Bu bana Bursa’da bulunan Ulu Camii’yi hatırlatmıştı.
Eski Camii’den çıkıp hemen onun karşısında yolun diğer tarafında bulunan ‘Üç Şerefeli Camii’ ziyaret ettik halk arasında minaresinde desenlerden dolayı ‘Yivli Camii’ olarak da bilinmekteymiş. Henüz restore çalışmaları devam ediyordu burada caminin içindeki çalışmalar hemen hemen bitmiş yazıların üzerinden geçilmesi kalmıştı.
‘Restore edilmeyen vakıf eseri kalmayacaktır’ parolasıyla her yerde bir çalışma bulunmaktaydı.
Yivli Caminin karşısında çok eski olduğu her halinden belli olan yorgun bir halde ama ayakta sağlam bir şekilde duran ‘Sokullu Hamamı’ bulunmakta.
Camileri gezdikten sonra parkta çimlerin üzerine uzanıp börekleri ve dolmaları yiyip, çayları yudumlamakta güzel olmakta
Şehir turuna bir zamanlar ‘Şifahane’ olan şimdilerde müze olarak kullanılan yapıyla devam edip oradan Balkan Şehitliği’ne ve Edirne Tabya’larına doğru uzadı yolculuğumuz.
Evet, aslında tarihe yapılan bir yolculuktu bu. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bir zamanların ‘Başkenti’ bu mütevazı şehir tarihi sinesinde taşıyordu ve gezip-görmek isteyen herkese bu tarihini anlatmak için hazır bekliyor. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/350417867353115063-8248965649917266304?l=istanbulsivas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='related' href='http://www.imeem.com/people/XDMRCzX/playlist/EMJD9F2s/edirne_zlenimleri2_photo_playlist/' title='Tarihe düşülen izler... (2)'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://istanbulsivas.blogspot.com/feeds/8248965649917266304/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=350417867353115063&amp;postID=8248965649917266304&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/350417867353115063/posts/default/8248965649917266304'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/350417867353115063/posts/default/8248965649917266304'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://istanbulsivas.blogspot.com/2008/05/tarihe-dlen-izler-2.html' title='Tarihe düşülen izler... (2)'/><author><name>istanbulsivas</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://bp0.blogger.com/_l9QpdV9xkeI/SCCsZ4SnR8I/AAAAAAAAABk/l4hpOPdqlKQ/S220/buyukresim.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_l9QpdV9xkeI/SC9NC3F8dbI/AAAAAAAAACQ/eDdM3lK1h9o/s72-c/AK000205.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-350417867353115063.post-810266802896954559</id><published>2008-12-13T19:56:00.000+02:00</published><updated>2009-05-14T19:33:59.734+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Edirne Tabyası'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Edirne'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Balkan Şehitliği'/><title type='text'>Tarihe düşülen izler... (1)</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_l9QpdV9xkeI/SDH0AXF8dcI/AAAAAAAAACY/FwLosd5jpKg/s1600-h/AK000202.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5202207331625760194" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_l9QpdV9xkeI/SDH0AXF8dcI/AAAAAAAAACY/FwLosd5jpKg/s400/AK000202.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;strong&gt;&lt;span style="COLOR: rgb(204,0,0)"&gt;EDİRNE İZLENİMLERİ-1&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;

&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="COLOR: rgb(0,0,0)"&gt;&lt;span style="COLOR: rgb(153,0,0)"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="COLOR: rgb(102,0,0)"&gt;&lt;em&gt;(Balkan Şehitliği &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="COLOR: rgb(0,0,0)"&gt;&lt;span style="COLOR: rgb(153,0,0)"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="COLOR: rgb(102,0,0)"&gt;&lt;em&gt;ve &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="COLOR: rgb(0,0,0)"&gt;&lt;span style="COLOR: rgb(153,0,0)"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="COLOR: rgb(102,0,0)"&gt;&lt;em&gt;Edirne Tabyası)&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="COLOR: rgb(0,0,0)"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="COLOR: rgb(0,0,0)"&gt;Yeşillikler içinde, mütevazı ama vakur bir şehir olan Edirne, tarihe iz düşmüş pek çok yeri sinesinde barındırmaktadır.
İlk olarak Mimar Sinan’ın Muhteşem Selimiye’si karşıladı bizleri. Ancak Selimiye’yi başka bir yazıya bırakıyorum.
Evet, bu yazımda beni çok etkileyen iki muhteşem mekanı, tarihe şahit olan hatta tarihin yazıldığı ‘Edirne Tabyaları’nı ve ‘Balkan Şehitliği’ni anlatmaya çalışacağım.
‘300.000 Balkan Şehidinden bulunduğumuz yerde hakka yürüyen 20.000 AZİZ ŞEHİDİMİZİN anısına yapılan BALKAN ŞEHİTLİĞİ burası’ Evet, Balkan Savaşları o bitmek bilmeyen savaş yıllarına şahit olan mekanlardı buraları. Bir taraftan düşmanla, bir taraftan hastalık ve açlıkla mücadele eden askerlerimizin tarih yazdığı yerlerdi. Şehitlikte temsili olarak birkaç isim yazılmış mermerlere hemen her ilden bir veya birkaç tane mevcuttu. Bu mekan hemen Meriç nehrinin kenarında. Meriç’i görünce ‘Hey gidi akıp duran bu su bir anlatsan gördüğün bu ulusu nasıl karamanca savaşmıştı terk etmemek için yurdu’ diye seslendim usulca.
Nehrin üzerindeki köprüyü geçtiğinizde yüksekçe bir yapı karşılıyor sizleri. Bir kuleye benzer bu yapı ‘Kasr-ı Adalet’ yani ‘Yargıtay binası’ olarak kullanıyormuş. Bu yapı Kanuni Sultan Süleyman tarafından inşa ettirilmiş. İçtihat kararlarının alındığı ve kanunların düzenlendiği bir mekan. Kare bir görünüme sahip yapı yukarıya doğru yükseldikçe daralmakta ve sivri çatısı ile dikkat çekmektedir. Yapının kapısı Meriç nehrine bakan yüzde bulunmaktadır. Bulunduğu yer hala ‘Kırkpınar Güreşlerinin’ yapıldığı meydanın karşısında. Yapının bu meydana bakan tarafının önünde iki adet dikili taş bulunmaktadır. Biri ‘Seng-i Hürmet’ (Saygı Taşı), bir dileği veya şikayeti olan dilekçesini bu taşa bırakırmış ve Bostancıbaşı tarafından o dilekçelerin kovuşturulması yürütülürmüş. Diğeri ise ‘Seng-i İbret’ (İbret Taşı), buraya Devlet Büyüklerinden biri idam edilip başı kesildiğinde bu taşın üzerine konulurmuş ki Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın Belgrad’da kesilen başı bu taşın üzerine konulmuş.
Yolun diğer tarafında, tek başına durmakta olan bir kabir var. 2. Beyazıd’ın kızı Hatice Sultan meftun yapmaktadır.
Bu kabrin karşısında büyükçe bir ağacın altında bir anıt taş durmakta. Okuyunca insanı o günlerin mücadelelerine götüren bir anıt. ’26 Mart 1913 Günü teslim olan Edirne Kalesinin er ve subayları tutsak kaldıkları burada açlıktan ağaç kabuklarını yediler. Ruhları şad olsun’ insan tekrar ve tekrar okuyor yazılanları ve o ağaçlara bakıyor her biri 200 küsur yaşlarında olan o ağaçları seyrederken duygu dolu anlar yaşanıyor.
Bu nasıl bir düşmandı esirlerin açlıktan ölmeleri için bırakmıştı buraya? Bu savaş değil kıyımdı bu aziz milletimizin zor günlerinin sadece bir kaçıydı. İstiklal şairi Mehmet Âkif:
‘Bastığın yerleri toprak diyerek geçme tanı,
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı,
Sen şehit oğlusun incitme yazıktır Atanı,
Verme dünyaları aslanda bu Cennet Vatanı’
dizeleriyle anlatmak istediği bu olsa gerek diye düşündüm uzun uzun.
Balkan Şehitliğinden sonra ‘Edirne Tabya’larına gittik. Şükrü Paşa ve askerlerinin kahramanca mücadele ettiği ve şehri her pahasına savundukları tabyalar. Yüksekçe bir tepenin başında bulunmakta bu tabyalar. Kapıları öylesine alçak ki bazılarına girmek için iki kat olmak gerek. İlk ana kapıdan tabyalara giriş yaptık. ‘Şuan ana giriş kapısından giriş yapmış bulunmaktasınız. Burada aceleyle koşturan ve mücadele eden Mehmetçiklerimizin ayak seslerini duymaya çalışın’ yeni kurulmuş ses sistemi vasıtasıyla o günleri anlatan ve anımsatan bir uygulama başlatılmış. Her bir tabyaya girdiğinizde bulunduğunuz mekanın ne için kullanıldığı anlatılmakta bu vesile ile.
Ayrıca o günleri anlatmak için canlandırma tekniği olarak model askerler, cepheye silah taşıyan anneler, düşmanı gözetleyen ve vatanını savunan askerler yapılmış. Bir de güzel bir tevafuk oldu biz orayı gezmekte iken, askerler (bunlar gerçek askerler) içeride ‘Edirne Tabya Gazetesi’ olarak isimlendirilen ve panolara asılarak o günleri anlatan yazıları yerleştiriyorlardı. O askerlerin aceleci tavırları ve ordan oraya koşturmaları bile o günleri hatırlatmaktaydı ziyaretçilere.
Bu panolarda o günleri ve çekilen zorlukları anlatan yazıları okudukça insan duygulanıyordu. ‘Açlıktan leş yediler’, ‘Diğer düşman KOLERA’, ‘Yaralarımız sarılamıyor’, ‘Vahşetin resmi’ bu ve benzeri başlıklar altında o günler ziyaretçilere anlatılmaktaydı.
Balkan Savaşı’nda 29 tabyada mücadele verilmiş, bizim ziyaret ettiğimiz ‘Kıyık Tabya’ bunlardan sadece biri. Diğer tabyalarında fotoğrafları konularak, kısa birer bilgi eklenmiş altlarına.
Atılan top gülleleri hiç hedef seçmiyor, hastane ve şifahaneler dahil ibadet mekanlarını da vuruyorlarmış.
Askerlerinin yatakhanesinden, yicek deposuna, asker bakım yerinden, komuta odasına kadar her yer tarihe düşülen izleri temsil etmeye devam ediyordu.
Dillerde sürekli Fatihalar okunuyor ve Âziz şehitlerimize hayır duaları gönderiliyordu. Bizler bu mekanları gezerken bir kez daha bu vatanın kolay kazanılmadığını anlıyorduk.
Evet, onlar canlarını vermişler her şeyleriyle, hem düşmana hem de diğer zorluklara direnerek bu vatanı korumuşlardı.
Ruhları şâd olsun.
&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/350417867353115063-810266802896954559?l=istanbulsivas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://istanbulsivas.blogspot.com/feeds/810266802896954559/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=350417867353115063&amp;postID=810266802896954559&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/350417867353115063/posts/default/810266802896954559'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/350417867353115063/posts/default/810266802896954559'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://istanbulsivas.blogspot.com/2008/05/edirne-izlenimleri-1.html' title='Tarihe düşülen izler... (1)'/><author><name>istanbulsivas</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://bp0.blogger.com/_l9QpdV9xkeI/SCCsZ4SnR8I/AAAAAAAAABk/l4hpOPdqlKQ/S220/buyukresim.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_l9QpdV9xkeI/SDH0AXF8dcI/AAAAAAAAACY/FwLosd5jpKg/s72-c/AK000202.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-350417867353115063.post-7599250812776340587</id><published>2008-09-28T13:25:00.011+03:00</published><updated>2009-05-14T19:32:18.754+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='miskin'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bradypus variegatus'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gülümse'/><title type='text'>Bradypus variegatus ve...</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Bradypus variegatus, Türkçe’si “Tembel hayvan” izleyenler bilirler ‘Buz Devri’ isimli animasyon filminde “Miskin” adıyla güzel Türkçe’mize çevrilen bu hayvan.
&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;
&lt;strong&gt;SENDE GÜLÜMSE HAYATA&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;
&lt;em&gt;(Bir gülücük bir tebessüm alır bütün sıkıntıları)&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5251017024194834114" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_l9QpdV9xkeI/SN9cKZSpbsI/AAAAAAAAAFo/2UWrAwplrKg/s320/2006iceage2004wr9.jpg" border="0" /&gt;
&lt;div align="justify"&gt;Birkaç gün önce, bir belgesel programında gördüm bu sevimli hayvanı. Kendileri öyle yavaş ve aheste hareket ediyor ki ‘yavaş’ kelimesi dahi hızlı kalıyor karşısında bu hayvanın. Haftada bir tutunduğu ağaçtan yere inen, sürekli yüzünde tatlı bir gülümseme bulunan slov-morşin bir güzellik. J Ne yazık ki, bu sevimli hayvanların nesli tükenmek üzere, aslında bunu anneme söylesem hiç de şaşırmaz eee ne de olsa adı üstünde ‘tembel hayvan’… :)
Evet şimdi nerden çıktı bu belgesel yanını. RTÜK’ten herhangi bir ceza almadım. (Keşke tv kanallarında kültür programı yayınlama sadece cezası verilmeden de bu tür faydalı programlarlar olsa, neyse bu hayali bi kenara bırakayım...)
Bu aralar fazlasıyla tembel olduğumdan dolayı, benimle aynı mesleği yapan bir dost görmüş gibi sevindim bu sevimli hayvanı görünce... :)
Hayatta hiçbir acelesi olmayan bu sevimli hayvan neslini devam ettirme mecburiyetinde şimdilerde… Neslinin tehlike altında olmasının sebebi tembel olması değil ne yazık ki ‘insanlar’ evet biz insanlar. Doğadaki tüm güzellikleri acımadan yok eden insanlar…
Şimdi burada bu hayvanın hayat hikayesini ya da insanların dünyayı ne kadar hor kullandığını anlatacak değilim o benim boyumu aşar. Bunlar sadece içimden gelen serzenişlerdi.
Bu hayvanı gördükten sonra hakkında ufak bi araştırma yaptım. Evet, Google amca sağ olsun ve de Vikipedia… &lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_l9QpdV9xkeI/SN9csgg2H5I/AAAAAAAAAF4/u9rPJ-n8r4U/s1600-h/untitled.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5251017610248986514" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_l9QpdV9xkeI/SN9csgg2H5I/AAAAAAAAAF4/u9rPJ-n8r4U/s200/untitled.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;
Ancak adına neden ‘Tembel Hayvan’ denildiğini anlayabilmiş değilim bu hayvan sadece yavaş hareket ediyor. Ben hızlı hareket ettiğimde de kimse bana ‘çalışkan’ demedi ki…
Her ne kadar kendisine tembel denilse de yüzündeki o tatlı gülümsemesi insana huzur veriyor. Ve bu gülümseyişi belki de onu diğer canlılardan ayıran en büyük özelliği.
Her şeye rağmen gülümseyebilmeyi bizlere gösteren bu hayvana teşekkür ediyorum. Bu yazıyı da bunun için yazmaya karar verdim. Zira belgeselde bu sevimli canlıyı görene kadar moralim çok bozuk ve asık suratlıydım. Tabi birde etrafımda bulunan insanların bana tembel demeleri gayet moralimi bozmuştu ama şimdilerde biraz daha iyiyim. Her ne olursa olsun hayata karşı gülümsek gerektiğini öğretti bana. Ayrıca başkalarının sana tembel demesi önemli değil önemli senin kendini nasıl gördüğün ve hayatta bazı şeyleri kaçırdığını sanarak acele etmenin gereksizliğini…
&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_l9QpdV9xkeI/SN9c1xi0InI/AAAAAAAAAGA/PKAHmTo_YsA/s1600-h/untit+ledw.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5251017769439470194" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_l9QpdV9xkeI/SN9c1xi0InI/AAAAAAAAAGA/PKAHmTo_YsA/s200/untit+ledw.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;
***&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;aman sende tembellik ruhuna işlemiş bir hayvan üzerinden dahi hemen kendine pay çıkarıyorsun. Hayat tüm hızıyla akıp giderken sen ne diye aheste aheste sallanıyorsun bu da yetmiyormuş gibi tembelliği meslek edinmenin yollarına bakıyorsun yuh yani sana kalk, silkelen ve kendine gel… :)
***
&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;“İş görmeyi, çalışmayı sevmeyen, çaba göstermekten, sıkıntıdan kaçan (kimse), üşengeç” ya da “tıp ilminde; Fonksiyonunu yerine getirmede yavaşlık gösteren (organ)” tembellik bu şekilde tanılanıyorken neden bu hayvancığa ‘tembel hayvan’ denilmiştir. Bu sevimli canlı çalışmayı sevmiyor değil, sadece yavaş hareket etmeyi seven, mütebessim çehresiyle etrafına gülücükler saçan ve hayatından memnun bir canlı.
Son olarak; boş vermişim, boş vermişsin, boş vermişiz hayata sen de takıl ağır ağır olsa da bu katara… &lt;/div&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5251017457469925874" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_l9QpdV9xkeI/SN9cjnXeqfI/AAAAAAAAAFw/j-kwDhcc5oM/s320/20060725.jpg" border="0" /&gt;
Kıssadan hisse; (bu ne demektir ya, neden insanlara hisse verilir ki ) hayata gülümse, belki mutluluk bir gülüş kadar uzaktır sana…&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/350417867353115063-7599250812776340587?l=istanbulsivas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://istanbulsivas.blogspot.com/feeds/7599250812776340587/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=350417867353115063&amp;postID=7599250812776340587&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/350417867353115063/posts/default/7599250812776340587'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/350417867353115063/posts/default/7599250812776340587'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://istanbulsivas.blogspot.com/2008/09/bradypus-variegatus-ve.html' title='Bradypus variegatus ve...'/><author><name>istanbulsivas</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://bp0.blogger.com/_l9QpdV9xkeI/SCCsZ4SnR8I/AAAAAAAAABk/l4hpOPdqlKQ/S220/buyukresim.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_l9QpdV9xkeI/SN9cKZSpbsI/AAAAAAAAAFo/2UWrAwplrKg/s72-c/2006iceage2004wr9.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-350417867353115063.post-9204325814077647707</id><published>2008-07-23T22:48:00.006+03:00</published><updated>2009-05-14T19:32:32.408+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='dur gitme'/><title type='text'>Dur gitme diyebilmek...</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt;“Bir hikaye birkaç farklı yolla anlatılabilir, ve bunları ilginç kılanda budur.”
&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;
&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;strong&gt;GİTME KAL&lt;/strong&gt;
&lt;em&gt;Dur Gitme..aşkına sahip çık..&lt;/em&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Sıcak bir Temmuz günü, öğle vakti buluşmuşlardı. Bütün gece söyleyeceklerinin provasını yapmıştı ve bir şeyden emindi konuşacaktı.
Evet, bu defa susmayacaktı, oturup onun gitmesini izlemeyecekti. Ve, işte hareket vaktiydi şimdi. Hemen kalktı masadan, hızla uzaklaşan sevdiğine koştu, yakaladı elinden ve sıkıcı tuttu. Gözlerini gözlerine çiviledi… Ve… ve söyledi o iki kelimeyi.. ‘Gitme kal’..
Evet, bir ömür boyu devam edecek bir hayata ilk adımı atmıştı. Ne mal-mülk ne de babasının tehditleri-korkutmaları umurunda değildi artık.
Çok mutluydu, sade bir düğünle evlenmişti, üç-beş dostları vardı. Buruklardı belki biraz ama olsun seviyorlardı birbirlerini.

***
Yıllar peşpeşe hızla geçmiş bu mutlu aile tüm zorluklara, geçim sıkıntılarına ve anne-babasının entrikalarına rağmen, kimseye aldırmadan birbirlerine sıkıca sarılarak koca bir ömrü devirmişlerdi. Çocuklarda büyümüş, eve-barka karışmışlardı hatta torunlar neşe üstüne neşe katmışlardı bu sıcak yuvaya

***
Sıcak bir temmuz günü, pencerenin önünde oturmuş dışarıdaki insanları seyrederken dalmıştı yine geçmişe… Birden aklına şu soru takıldı “Acaba o gün ‘Gitme kal’ demeseydim ne değişirdi hayatımda?” Yoksa pişman mıydı hayır, hayır pişman değildi.
Ne babasının tehditleri, ne alıştığı lüks hayattan kopma, ne de yaşadığı zorluklar, verdiği karardan pişman etmemişti onu “gerçek aşkı” bulmuştu. Tebessüm etti çektikleri tüm sıkıntılara. Bir an şu soru takıldı kafasına “Acaba o gün ‘Gitme kal’ demeseydim nasıl olurdu bugün?” Bırak bırak pişmanlıkla dolu olurdu diye fısıldadı kendi kendine ve kalktı oturduğu yerden içinde tarifsiz bir mutluluk vardı.

İşte bu “Mutlu bir son” olmaya aday bir hikaye oldu sanki.

***
Bölük-pörçük cümlelerle bu kadar yazılabiliyor. İşte hayatta -bence- böyle bir şey, hani bir düşünür demiş ya “Hayat; silgi kullanmadan resim yapma sanatına denir.” Evet, bir silgim olsa neyi silip değiştirirdim diye düşünmüştür belki herkes. Ben düşündüm ve silgim yok iyi ki dedim, iyi ki yok evet, bazı kötü hatıralar vardı ama onlar olgunlaştırmıştı beni. Ben silgisiz devam edeceğim, J Ya siz ? Bir silginiz olsun ister miydiniz.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/350417867353115063-9204325814077647707?l=istanbulsivas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://istanbulsivas.blogspot.com/feeds/9204325814077647707/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=350417867353115063&amp;postID=9204325814077647707&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/350417867353115063/posts/default/9204325814077647707'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/350417867353115063/posts/default/9204325814077647707'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://istanbulsivas.blogspot.com/2008/07/dur-gitme-diyebilmek_23.html' title='Dur gitme diyebilmek...'/><author><name>istanbulsivas</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://bp0.blogger.com/_l9QpdV9xkeI/SCCsZ4SnR8I/AAAAAAAAABk/l4hpOPdqlKQ/S220/buyukresim.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-350417867353115063.post-7537870946401465642</id><published>2008-07-23T22:47:00.005+03:00</published><updated>2009-05-14T19:32:40.870+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='dur gitme'/><title type='text'>Dur gitme diyebilmek...</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt;&lt;em&gt;Gururundan mı yoksa korkusundan mı ‘Dur gitme’ diyememişti, halbuki kendisine cevabı basit bir soru sorulmuştu; ‘Gitmemi mi istiyorsun?”
&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;GİTME KAL&lt;/strong&gt;
&lt;em&gt;Dur Gitme Demek Neyi Değiştirirdi?&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;
Oturduğu sandalyeden kalktı, sinirlenmişti ve kırgındı. Artık belirsizlik istemiyordu. Arada kalmaktan, belirsizlikten yorulmuştu ve hayatına bir yön vermek istiyordu artık.
Bir süre ayakta durduktan sonra oturdu tekrar sandalyesine. Önce derin derin birkaç nefes aldı ve sonra “Sana bir tek soru soracağım ona vereceğin cevaba göre…” devam edemedi cümlesine ama ne söylemek istediğini her ikisi de anlamıştı. Sessiz bir bekleyişin ardından ‘Gideyim mi kalayım mı yani gitmemi mi istiyorsun kalmamı mı?’ diye sordu. Bu aslında ya yola seninle devam edeceğim ya da bu birliktelik burada biter demekti…
Soruyu sorduktan sonra beklemeye başladı. İçinden sürekli ‘gitme kal’ demesini yahut “dur gitme” diyeceği anı bekliyordu. Ancak bu bekleyiş boşunaydı ketum olan dili yine konuşmayacak, yine susacak ve başını önüne eğecekti. Bekledi, bekledi bir cevap vermesini bekledi ama nafile bir bekleyişti.
Ketum olan dil, konuşmayacaktı anlaşılan. Kalktı ayağa bir şeyler demek istercesine durdu sonra “Peki, öyle olsun” dedi ve arkasını dönüp yürümeye başladı. Yarımşar adımlar atıyor, ayak sürüklüyordu ve ‘dur gitme’ diyebilmesi için zaman veriyordu ona, belki de bu sessizliğin ağırlaştırdığı havada ancak bu kadar güç bulabiliyordu cılız bacaklarında…
Evet, ağlamıyordu gizliyordu göz yaşlarını ama ‘dokunsan ağlayacak’ gibiydi. Bir an için durdu son defa döndü arkasına baktı ona ama ses yoktu yine. Anlamsız bakışlardan başka bir şey bulamamıştı nemlenmiş gözleri. Dönüp önüne yürümeye başladı bu defa hızlıca.
Ardından bakıyordu o ise sevdiğinin… ‘Dur gitme’ diyemediği için bakıyordu uzaklaşan İlk aşkına. İçinden kopan o sessiz çığlıklarına ses verememiş, hayat bulmalarına imkan sağlamamıştı. ‘Dur gitme, gitme ne olur gitme…’ diye sayıklıyordu usulca ama bu fısıltıları kendi bile güçlükle duyabiliyordu. O, gitmişti artık, değil fısıldamak haykırsa ne işe yarardı, yok yok haykırsa belki duyardı sesini o, ama onda nerde bu cesaret. Sadece uzaklaşan sevdiğinin ardından sessizce bakabilirdi.
Günler, günleri kovalarken haftalar geçmekteydi ama o günü asla unutamıyordu. Ve unutabileceğini hiç sanmıyordu. Derken aylar ve mevsimler geçti üzerinden ve işte beklenen gün gelip çatmıştı. Sevip-sevmediğini bile bilmediği biriyle nikah masasına oturacaktı. Evet, bir düğün vardı, bir gelin ve bir damat, kemanlar, klarnetler envai çeşit enstrüman ahenk içinde birbirine eşlik ediyor ve insanlar bu melodilerle dans ediyorlardı ortada. Dedik ya bir düğün vardı ve herkes mutluydu biri hariç düğünün asıl sahiplerinden biri… O belki bu kadar şatafatlı bir düğün hayal etmemişti, sade bir şeyler düşünmüştü belki… Döndü ve gelinlikler içinde duran ve tanımadığı o kimseye baktı, bir an için çığlık atıp ‘Benim burada ne işim var!” diye bağırmak istedi. Yapabilseydin bunu zaten burada olmazdın şimdi dedi kendine usulca…
Günler, haftalar, aylar, mevsimler derken seneler birbiri ardına geçmiş, zaman yine akıp gitmişti. O günün üzerinde yıllar geçmişti ama o hala unutamamıştı o günleri… Bugün adına ‘Huzur evi’ denilen bir yere bırakılmış evlatları tarafından. “Babacığım sana orda bizden daha iyi bakarlar, hem doktorlar sürekli orada. Bizde her hafta seni ziyarete geliriz yalnız kalmasın” diyerek getirmiş oğlu babasını buraya. Huzur bulması için getirilen bu insanlar burada yalnızlığın ve unutulmuşluğun hüznünü yaşıyorlardı sadece.
İlerlemiş yaşına rağmen dinç sayılırdı ama bu vefasızlık yıkmıştı onu derinden. Evlatları tarafından huzur evine terk edilmenin verdiği sıkıntı ağır gelmişti yaşlı bedenine. Ve yine o günü hatırlıyordu. Sevdiği ve âşık olduğu tek kadınla geçen o son gün. Neden ‘dur gitme’ dememişti ki o gün? Bu soru ile efkarlandı birden… Yaşlanan gözlerini sildi ve derinden bir nefes çekti. Ailesi istememişti onu hele babası “O kız mı yoksa mirasım mı?” dememiş miydi işte bu her şeyin kırıldığı andı. Korkmuştu fakir kalmaktan, sahip olduğu lüks hayatı kaybetmekten korkmuştu ve belki de gurura kapılmıştı etrafındaki diğer insanlar gibi düşünerek… Peki ama değmiş miydi? Hayatında bir defa ‘gerçek aşkı’ bulmuş ama ona sahip çıkmamıştı… Ve bugün bu daracık odada, bir huzur evinde yalnızlığın pençesinde, unutulmuşluğun girdabında hep şu soruyu soruyordu kendine “O gün ona ‘dur gitme’ diyebilseydi nasıl olurdu bugün?” ve o popüler soru ‘aşk mı para mı’ evet bu ihtiyar adam bunları düşünüyordu pencereden dışarıyı seyrederken.

Evet, anlaşılan bu ihtiyar adamın hikayesi ‘mutlu son’la bitmeyecekti, ve ölümü bekleyen bu yaşlı adam pişmanlık içinde son nefesini verirken de ‘dur gitme’ diyemeyecekti.


Okuyucuya ufacık bir not: Ben bu hikayenin burada bitmesini arzu etmiyordum ancak bir türlü ‘mutlu bir son’ bulamadım. Şimdi siz değerli dostlarımdan yardımlarınızı istiyorum. Bu biçare ihtiyarı son günlerinde bu yalnızlıktan nasıl kurtarabiliriz? Bu konuda yardımlarınızı bekliyorum… &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/350417867353115063-7537870946401465642?l=istanbulsivas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://istanbulsivas.blogspot.com/feeds/7537870946401465642/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=350417867353115063&amp;postID=7537870946401465642&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/350417867353115063/posts/default/7537870946401465642'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/350417867353115063/posts/default/7537870946401465642'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://istanbulsivas.blogspot.com/2008/07/dur-gitme-diyebilmek.html' title='Dur gitme diyebilmek...'/><author><name>istanbulsivas</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://bp0.blogger.com/_l9QpdV9xkeI/SCCsZ4SnR8I/AAAAAAAAABk/l4hpOPdqlKQ/S220/buyukresim.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-350417867353115063.post-2083009057850783676</id><published>2008-06-03T12:20:00.023+03:00</published><updated>2009-05-14T19:32:49.238+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkçe olimpiyatları'/><title type='text'>Türkçe Olimpiyatlarından..</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="COLOR: rgb(153,0,0)"&gt;&lt;strong&gt;&lt;a href="http://www.samanyoluhaber.com/haber-103723.html/"&gt;&lt;span style="COLOR: rgb(102,0,0)"&gt;İŞTE MUHTEŞEM FİNAL&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="COLOR: rgb(102,0,0)"&gt; GECESİ&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;
&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;Bu sene 6.sı düzenlenen Uluslararası Türkçe Olimpiyatlarında&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;İstanbul'da final heyecanı yaşandı. &lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;Şarkı Dalının birinci vatandaşların sms oylarıyla belli oldu. &lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;İlk üçe girenlerin isimlerini açıklayan &lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;Futbol Dünyasından bir kral Hakan Şükür dü.&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;...Ve Kral Hakan Şükür şampiyonu açıklıyor...Nefesler tutuldu...Hakan Şükür: "Sizlerin oyları ilk üçü belirledi. Açıklama şerefi de bana nasip du. Hepinize saygılarımu sunuyorum..."&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;Hakan zarfı açıyor:&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;Tacikistan'dan katılan öğrenci Suman Kurbanova 3. oldu.&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;Türkmenistan'dan katılan Abadan Halmedova 2. oldu.&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;Ve Birinciliği Azerbeyacan'dan katılan Hatice Alizade&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;Birincimiz Meclis Başkanı Köksal Toptan'dan ödülü aldığında &lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;çok heyecanlı olduğu her halinden belli oluyordu. &lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;İşte Birincimiz:
&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_l9QpdV9xkeI/SEUNIRUDNtI/AAAAAAAAAFI/PWV6M772nE0/s1600-h/birinci.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5207582979861460690" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_l9QpdV9xkeI/SEUNIRUDNtI/AAAAAAAAAFI/PWV6M772nE0/s320/birinci.JPG" border="0" /&gt;
&lt;/a&gt;&lt;p align="center"&gt;İşte zirve ilk üç:
&lt;/p&gt;
&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_l9QpdV9xkeI/SEUNB2xKSfI/AAAAAAAAAFA/B_-qIy-rK4A/s1600-h/turkce03.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5207582869656586738" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_l9QpdV9xkeI/SEUNB2xKSfI/AAAAAAAAAFA/B_-qIy-rK4A/s320/turkce03.jpg" border="0" /&gt;
&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_l9QpdV9xkeI/SEUNB2xKSfI/AAAAAAAAAFA/B_-qIy-rK4A/s1600-h/turkce03.jpg"&gt;
&lt;/a&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;strong&gt;İstiklal Marşı'nın okunmasıyla başlayan bu mehteşem gecede, birbirinden güzel Türkçe'leri ile salonu dolduranları ve Tv karşısındaki
izleyicilerin unutamayacağı pek çok kare vardı.
İşte bunlardan bazıları:
'&lt;/strong&gt;&lt;a href="http://istanbulsivas.blogcu.com/17812571/"&gt;&lt;strong&gt;Sakarya&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;' şiirini okuyan Moğolistanlı öğrenci Dolgurma Bayer, salonda bulunanlara duygu dolu anlar yaşattı. Mükemmel Türkçe'siyle kendine hayran bırakan Sainbayar, izleyenler tarafından ayakta alkışlandı.&lt;/strong&gt;

&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5207606344889429090" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_l9QpdV9xkeI/SEUiYS00bGI/AAAAAAAAAFQ/58Wgp7qekTQ/s320/103733.jpg" border="0" /&gt;
&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;
Belaruslu öğrenci Alla Nadtachova, 'Gesi Bağları' adlı türküyü seslendirdi.
&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://www.samanyoluhaber.com/haber-103895.html"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5207611471890995730" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_l9QpdV9xkeI/SEUnCuZP2hI/AAAAAAAAAFY/oXezMuRijHU/s320/103895.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;...Ve Halk Oyunları Ekibi ve gecenin sonu...&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://www.samanyoluhaber.com/haber-103723.html"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5207612390792811154" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_l9QpdV9xkeI/SEUn4Nkg0pI/AAAAAAAAAFg/wC4kT6SutCE/s320/olimpiyat_final_son.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;
Son olarak sizleri Türk Okulları için hazırlanmış bir kliple başbaşa bırakıyorum.
&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;

&lt;object width="320" height="266" class="BLOG_video_class" id="BLOG_video-1bd88f312d94303f" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/get_player"&gt;
&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF"&gt;
&lt;param name="allowfullscreen" value="true"&gt;
&lt;param name="flashvars" value="flvurl=http://v7.nonxt6.googlevideo.com/videoplayback?id%3D1bd88f312d94303f%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1331296467%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D4773BB24212EC8DE78EF13B2D30EA4DE1305D3D5.3CDA384D37E0C9CB92908C5C0F37363F41E0CE87%26key%3Dck1&amp;amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3D1bd88f312d94303f%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3D0yX4gT73Ase84lsMK13Dx06zHok&amp;amp;autoplay=0&amp;amp;ps=blogger"&gt;
&lt;embed src="http://www.youtube.com/get_player" type="application/x-shockwave-flash"
width="320" height="266" bgcolor="#FFFFFF"
flashvars="flvurl=http://v7.nonxt6.googlevideo.com/videoplayback?id%3D1bd88f312d94303f%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1331296467%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D4773BB24212EC8DE78EF13B2D30EA4DE1305D3D5.3CDA384D37E0C9CB92908C5C0F37363F41E0CE87%26key%3Dck1&amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3D1bd88f312d94303f%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3D0yX4gT73Ase84lsMK13Dx06zHok&amp;autoplay=0&amp;ps=blogger"
allowFullScreen="true" /&gt;&lt;/object&gt;
&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/350417867353115063-2083009057850783676?l=istanbulsivas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='enclosure' type='video/mp4' href='http://www.blogger.com/video-play.mp4?contentId=50bf9d8f1bd10495&amp;type=video%2Fmp4' length='0'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://istanbulsivas.blogspot.com/feeds/2083009057850783676/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=350417867353115063&amp;postID=2083009057850783676&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/350417867353115063/posts/default/2083009057850783676'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/350417867353115063/posts/default/2083009057850783676'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://istanbulsivas.blogspot.com/2008/06/trke-olimpiyatlarndan.html' title='Türkçe Olimpiyatlarından..'/><author><name>istanbulsivas</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://bp0.blogger.com/_l9QpdV9xkeI/SCCsZ4SnR8I/AAAAAAAAABk/l4hpOPdqlKQ/S220/buyukresim.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_l9QpdV9xkeI/SEUNIRUDNtI/AAAAAAAAAFI/PWV6M772nE0/s72-c/birinci.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-350417867353115063.post-1370274756854050152</id><published>2008-05-29T22:15:00.015+03:00</published><updated>2009-05-14T19:32:59.765+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkçe olimpiyatları'/><title type='text'>Türkçe Olimpiyatlarından..</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="COLOR: rgb(102,0,0);font-size:130%;" &gt;&lt;strong&gt;TÜRKÇE SEVDALILARI &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="COLOR: rgb(102,0,0);font-size:130%;" &gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="COLOR: rgb(102,0,0);font-size:130%;" &gt;Bu sene&lt;span style="COLOR: rgb(0,0,0)"&gt; 6.sı düzenlenen &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="COLOR: rgb(102,0,0);font-size:130%;" &gt;&lt;span style="COLOR: rgb(0,0,0)"&gt;Uluslararası &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.turkceolimpiyatlari.org/"&gt;&lt;span style="COLOR: rgb(0,0,0)"&gt;TÜRKÇE OLİMPİYADLARI'NDA&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;
&lt;span style="COLOR: rgb(0,0,0)"&gt;Şiir Dalındaki finaller sonucunda ilk üç belli oldu.
2 Haziran'da İstanbul'da
İstanbul Gösteri ve Kongre Merkezi'nde
düzenlenecek ödül töreninde
ödüllerini alacaklar.
6. Uluslararası Türkçe Olimpiyatları'nın Şiir finali dün akşam Bursa'da yapıldı. Şiir finalinde birinci Naat ile Arnavutluk'tan Adeila Selimaj oldu. Binlerce kişinin katılımıyla gerçekleşen finalde ikinciliği 'Asrın Türküsü' şiiri ile Endenozya'dan Anisa Fitria Dewi, üçüncülüğü ise 'Türküler Dolusu' şiiri ile Sudan'dan Walaa Tarık Mohamed kazandı. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="COLOR: rgb(102,0,0);font-size:130%;" &gt;&lt;span style="COLOR: rgb(0,0,0)"&gt;İşte ilk üçümüz:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;
&lt;/div&gt;

&lt;div align="center"&gt;1. olan Arnavut öğrenci Adeila Selimaj ve şiiri...&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://www.samanyoluhaber.com/haber-103370.html"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5205882914163676994" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_l9QpdV9xkeI/SD8C7bEAV0I/AAAAAAAAAEo/hkTv5YnGKyc/s320/birinci.JPG" border="0" /&gt;

&lt;/a&gt;&lt;p align="center"&gt;2. olan Endonezyalı öğrenci Anisa Fitria Dewi ve şiiri...&lt;/p&gt;&lt;a href="http://www.samanyoluhaber.com/haber-103371.html"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5205883305005700946" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_l9QpdV9xkeI/SD8DSLEAV1I/AAAAAAAAAEw/c1ei128h2EU/s320/ikinci.JPG" border="0" /&gt;
&lt;/a&gt;&lt;p align="center"&gt;3. olan Sudanlı öğrenci Walaa Tarık Mohamed ve şiiri... &lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://www.samanyoluhaber.com/haber-103373.html"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5205883652898051938" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_l9QpdV9xkeI/SD8DmbEAV2I/AAAAAAAAAE4/iyKKiu3REuY/s320/%C3%BC%C3%A7%C3%BCnc%C3%BC.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;
&lt;/p&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/350417867353115063-1370274756854050152?l=istanbulsivas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://istanbulsivas.blogspot.com/feeds/1370274756854050152/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=350417867353115063&amp;postID=1370274756854050152&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/350417867353115063/posts/default/1370274756854050152'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/350417867353115063/posts/default/1370274756854050152'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://istanbulsivas.blogspot.com/2008/05/trke-olimpiyatlarndan.html' title='Türkçe Olimpiyatlarından..'/><author><name>istanbulsivas</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://bp0.blogger.com/_l9QpdV9xkeI/SCCsZ4SnR8I/AAAAAAAAABk/l4hpOPdqlKQ/S220/buyukresim.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_l9QpdV9xkeI/SD8C7bEAV0I/AAAAAAAAAEo/hkTv5YnGKyc/s72-c/birinci.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-350417867353115063.post-5337515388937375331</id><published>2008-05-29T02:58:00.028+03:00</published><updated>2009-05-14T19:33:10.530+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkçe olimpiyatları'/><title type='text'>Bu büyük coşkuya sende katıl !</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://www.turkokullari.net/index.php?option=com_content&amp;amp;task=view&amp;amp;id=285&amp;amp;Itemid=1%20"&gt;&lt;span style="COLOR: rgb(102,0,0);font-size:130%;" &gt;TÜRKÇE SEVDALILARI&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align="center"&gt;
&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bu sene 6. düzenlenen &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://www.turkceolimpiyatlari.org/"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;TÜRKÇE OLİMPİYATLARININ&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Şarkı Dalının finalistleri belli oldu. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;10 finalist İstanbul'da &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;'İstanbul Gösteri ve Kongre Merkezinde' &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;kıyasıya yarışacaklar. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;İlk üç SMS ile halk oylaması tarafından belirlenecek &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;hadi sende bu büyük coşkuya ortak ol. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;İşte finalisler&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;
&lt;div align="center"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="COLOR: rgb(102,102,102)"&gt;(Not: Videolarını izlemek için resimlerin üzerine tıklayınız)&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align="center"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="COLOR: rgb(102,102,102)"&gt;&lt;/span&gt;

&lt;object width="320" height="266" class="BLOG_video_class" id="BLOG_video-4df32e7774d2ea54" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/get_player"&gt;
&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF"&gt;
&lt;param name="allowfullscreen" value="true"&gt;
&lt;param name="flashvars" value="flvurl=http://v22.nonxt8.googlevideo.com/videoplayback?id%3D4df32e7774d2ea54%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1331296467%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D41477F8F57DBFEFA58B76BE913DC218AE4257E51.3E5326E3043155E3335F5DF012CE1B36A9B2E8D5%26key%3Dck1&amp;amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3D4df32e7774d2ea54%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DvNMWnSToHoxrHAD7VLKRm4_CmhU&amp;amp;autoplay=0&amp;amp;ps=blogger"&gt;
&lt;embed src="http://www.youtube.com/get_player" type="application/x-shockwave-flash"
width="320" height="266" bgcolor="#FFFFFF"
flashvars="flvurl=http://v22.nonxt8.googlevideo.com/videoplayback?id%3D4df32e7774d2ea54%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1331296467%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D41477F8F57DBFEFA58B76BE913DC218AE4257E51.3E5326E3043155E3335F5DF012CE1B36A9B2E8D5%26key%3Dck1&amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3D4df32e7774d2ea54%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DvNMWnSToHoxrHAD7VLKRm4_CmhU&amp;autoplay=0&amp;ps=blogger"
allowFullScreen="true" /&gt;&lt;/object&gt;
&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div align="center"&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;a href="http://www.samanyoluhaber.com/haber-103091.html"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5205734995490002658" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_l9QpdV9xkeI/SD58ZbEAVuI/AAAAAAAAAD4/_TjQCg8qmec/s320/arnavutluk.JPG" border="0" /&gt; &lt;/a&gt;

&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://www.samanyoluhaber.com/haber-103092.html"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5205585354534442674" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_l9QpdV9xkeI/SD30TLEAVrI/AAAAAAAAADg/Zl3vB63xjv0/s320/azerbaycan.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://www.samanyoluhaber.com/haber-103094.html"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5205737550995543858" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_l9QpdV9xkeI/SD5-uLEAVzI/AAAAAAAAAEg/ym90hxMqX9k/s320/endonezya.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;
&lt;a href="http://www.samanyoluhaber.com/haber-103101.html"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5205584933627647634" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_l9QpdV9xkeI/SD3z6rEAVpI/AAAAAAAAADQ/KM2pcveucys/s320/kambo%C3%A7ya.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://www.samanyoluhaber.com/haber-103110.html"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5205737125793781538" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_l9QpdV9xkeI/SD5-VbEAVyI/AAAAAAAAAEY/jbX3TENxDXw/s320/letonya.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5205584753239021170" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_l9QpdV9xkeI/SD3zwLEAVnI/AAAAAAAAADA/EBRsD_q6hso/s320/mo%C4%9Folistan.JPG" border="0" /&gt; &lt;a href="http://www.samanyoluhaber.com/haber-103112.html"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5205736283980191506" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_l9QpdV9xkeI/SD59kbEAVxI/AAAAAAAAAEQ/477mQ9c0-4M/s320/rusya.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;

&lt;a href="http://www.samanyoluhaber.com/haber-103113.html"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5205584315152356946" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_l9QpdV9xkeI/SD3zWrEAVlI/AAAAAAAAACw/HwGG8WPZJXI/s320/Tacikistan.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://www.samanyoluhaber.com/haber-103114.html"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5205736210965747458" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_l9QpdV9xkeI/SD59gLEAVwI/AAAAAAAAAEI/d8R_X6PFsDY/s320/t%C3%BCrkmenistan.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;

&lt;a href="http://www.samanyoluhaber.com/haber-103115.html"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5205583219935696434" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_l9QpdV9xkeI/SD3yW7EAVjI/AAAAAAAAACg/fIEVZXjsa5M/s320/yemen.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;


&lt;p align="center"&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/350417867353115063-5337515388937375331?l=istanbulsivas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='related' href='http://www.turkokullari.net/index.php?option=com_content&amp;task=view&amp;id=285&amp;Itemid=1' title='Bu büyük coşkuya sende katıl !'/><link rel='enclosure' type='video/mp4' href='http://www.blogger.com/video-play.mp4?contentId=4df32e7774d2ea54&amp;type=video%2Fmp4' length='0'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://istanbulsivas.blogspot.com/feeds/5337515388937375331/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=350417867353115063&amp;postID=5337515388937375331&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/350417867353115063/posts/default/5337515388937375331'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/350417867353115063/posts/default/5337515388937375331'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://istanbulsivas.blogspot.com/2008/05/bu-byk-cokuya-sende-katl.html' title='Bu büyük coşkuya sende katıl !'/><author><name>istanbulsivas</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://bp0.blogger.com/_l9QpdV9xkeI/SCCsZ4SnR8I/AAAAAAAAABk/l4hpOPdqlKQ/S220/buyukresim.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_l9QpdV9xkeI/SD58ZbEAVuI/AAAAAAAAAD4/_TjQCg8qmec/s72-c/arnavutluk.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-350417867353115063.post-1117537371681693735</id><published>2008-05-07T23:26:00.006+03:00</published><updated>2009-05-14T19:38:48.363+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İstanbul'/><title type='text'>İstanbul</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;İstanbul &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div align="center"&gt;
çocukluğumun ve gençliğim geçtiği şehir,
hem aldatıcı,
hem zalim,
kaprisli
ama efsunlu,
bir sevgili.

sana neden bu kadar bağlandım,
neydi beni etkileyen,
halbuki hep kendime,
defalarca senden nefret ettiği söyleyip dururdum.

evet,
ne zaman yaşadım
gurbeti sen büyüdün içimde
anamdan ,
babamdan,
kardeşlerimden,
hatta arkadaşlarımdan bile
çok özlemiştim seni
o günlerde,
büyümüştün içimde.

Fatih Sultan Mehmet,
ve
Ulubatlı Hasan
gelirdi birde
karada yürütülen gemiler
sen ilk aklıma gelince.

Süleymaniye,
Sultanahmet,
ahh Ayasofya,
Topkapı Sarayı,
Beyazıt
ve
Eminönü
hele birde
Boğaz ve Boğaz Köprüsü,
Hisarlar karşılıklı bakışır
bir yanda Anadolu
diğer yanda Rumeli
Galata Kulesi karada
Kız Kulesi denizde
dikili sanki yaşayan birer parça.
evet Beyoğlu ve Taksim unutulur mu?
ya Eyub Sultan....

neydi beni sana bu kadar bağlayan,
nasıl aşık etmiştin kendine beni,
sen aklıma ve yüreğime kazıyan güç neydi,
ahh İstanbul.

bebekliğim,
ilk adımlarım
ilk cümlelerim,
çocukluğum,
ilk aşkım,
ilk heyanım,
ilk kavgam,
ilk hayal kırıklığım,
ilk sevincim,
ilk hüznüm,
ve gençliğim
evet gençliğimin ilk yıllarına kadar
yani üniversiteyi kazanıp
senden ayrılana kadar
bütün ilkleri
hep senin şefkatli kucağında yaşadım..

sonra ayrıldık,
ama sen ne beni bırakıyordun
ne de bana yeni ilkler yaşatmayı...
her iki kelimemden biri sen olmuştun,
ben kaçmak istedikçe senden,
hep sana yaklaşıyordum,
ahh İstanbul,

anladım artık
bunca şair ve yazar
edip ve sanatkar
ressam ve heykeltraş
sultan ve krllar
aşık ve ozanlar
hepsinin senden neden bahsettiğini
anladım.

İstanbul,
her şeyden kaçtım
ama senden
hayır,
sakın beni bırakma
İstanbul.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/350417867353115063-1117537371681693735?l=istanbulsivas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://istanbulsivas.blogspot.com/feeds/1117537371681693735/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=350417867353115063&amp;postID=1117537371681693735&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/350417867353115063/posts/default/1117537371681693735'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/350417867353115063/posts/default/1117537371681693735'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://istanbulsivas.blogspot.com/2008/05/istanbul.html' title='İstanbul'/><author><name>istanbulsivas</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://bp0.blogger.com/_l9QpdV9xkeI/SCCsZ4SnR8I/AAAAAAAAABk/l4hpOPdqlKQ/S220/buyukresim.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-350417867353115063.post-3000290153186957843</id><published>2008-05-07T23:09:00.004+03:00</published><updated>2009-05-14T19:37:41.724+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İstanbul'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="COLOR: rgb(153,0,0)"&gt;&lt;strong&gt;İSTANBUL

Neden sana olan bu sevgim ve hayran oluşum? Neyine vuruldum senin?

Çok uzaklardaydım daha yakın bir tarihe kadar, senden uzakta bir yerlerdeydim. Topkapı Sarayı’nı, Sultan Ahmet Camii’ni, Ayasofya’yı ve diğerlerini düşünerek sana ulaşacağım günleri düşlerdim.
Evet şimdi seninleyim ama anladım ki özlemek kadar güzel değilmiş beraber olmak, yoksa yanlış mı?
Ulaşamayacağını bile bile sevmek ve beklemek geleceği günü daha mı güzeldi ?
&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/350417867353115063-3000290153186957843?l=istanbulsivas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://istanbulsivas.blogspot.com/feeds/3000290153186957843/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=350417867353115063&amp;postID=3000290153186957843&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/350417867353115063/posts/default/3000290153186957843'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/350417867353115063/posts/default/3000290153186957843'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://istanbulsivas.blogspot.com/2008/05/istanbul-neden-sana-olan-bu-sevgim-ve.html' title=''/><author><name>istanbulsivas</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://bp0.blogger.com/_l9QpdV9xkeI/SCCsZ4SnR8I/AAAAAAAAABk/l4hpOPdqlKQ/S220/buyukresim.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-350417867353115063.post-7253582800679478312</id><published>2008-05-07T22:21:00.005+03:00</published><updated>2009-05-14T19:38:58.553+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='uçmak'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kuşlar'/><title type='text'>Kuşların hatırlattıkları...</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="COLOR: rgb(102,0,0)"&gt;Dışarıda çok güzel bir hava var. Hem güneşli hem de serin… Şuan kuşların neşe içinde söyledikleri şarkıya kulak kabarttım onları dinliyorum.
Küçüklüğümde en çok, kuşlar gibi uçabilmeyi bulutların üstünde süzülmeyi hayal ederdim. (gerçi hala büyüdüğüm söylenemez bu konuda hala uçmayı hayal ediyorum
Kuşları işitince o hayallerim geçit töreni yaptılar zihnimden birer birer.&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/350417867353115063-7253582800679478312?l=istanbulsivas.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://istanbulsivas.blogspot.com/feeds/7253582800679478312/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=350417867353115063&amp;postID=7253582800679478312&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/350417867353115063/posts/default/7253582800679478312'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/350417867353115063/posts/default/7253582800679478312'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://istanbulsivas.blogspot.com/2008/05/kularn-hatrlattklar.html' title='Kuşların hatırlattıkları...'/><author><name>istanbulsivas</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://bp0.blogger.com/_l9QpdV9xkeI/SCCsZ4SnR8I/AAAAAAAAABk/l4hpOPdqlKQ/S220/buyukresim.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
